Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra yabancılara toprak ve mülk satışı çok çok sınırlı tutulmuş ve 12 Eylül 1980 Askeri darbesine kadar böyle gelmiştir. Çünkü Atatürk, ‘Bağımsız bir devletin, kendi arazisine, yabancıların herhangi bir şekilde, isterse araştırma amacıyla olsun nüfuzu kabul edilemez’ diyordu.
Ancak 12 Eylül 1980 Askeri darbesinden sonraki Kenan Evren-Turgut Özal döneminde, Yabancılara Toprak Satışı’nın fitili ateşlenmiştir.
21 Haziran 1984 tarihli yasayla, yabancıların Türkiye’de taşınmaz almalarına izin verilmiştir. Yasa bir yıl sonra 21 Haziran 1985’te Anayasa Mahkemesi(AYM) tarafından iptal edilmiştir. Yasalarına göre, 1 yıl boyunca, AYM’nin iptal ettiği yasanın aynısı çıkarılamıyordu. 22 Nisan 1986’da yabancılara toprak satışına izin veren yasa bir kez daha çıkarılmış, AYM yasayı bir kez daha iptal etmiştir.
Bundan 17 yıl sonra, bu kez AKP Hükümeti, 19 Temmuz 2003 tarihli yasayla yabancılara toprak satışını yeniden başlatmıştır. AYM 14 Mart 2005’te yasayı üçüncü kez iptal etmiştir. Ancak daha öncekiler gibi, AKP de 29 Aralık 2005’de yeni bir yasa daha çıkarmış, ancak AYM, 11 Nisan 2007’de yasayı 4.kez iptal etmiştir.
Peki, Anayasa Mahkemesi 4 kez iptal ettiği halde ve yine iptal edeceği bilindiği halde, yasa neden tekrar tekrar çıkarılmıştır? Çünkü yasanın yürürlüğe girmesiyle zaten tetikte bekleyen yabancılar, yasa iptal edilene kadar kapış kapış toprak alıyorlar ve AYM kararları geriye doğru işlemediği için, satılanlar gidiyordu. Yani ülkeyi yönetenler, yasaları hileyle atlatarak, ülke topraklarını yabancılara peşkeş çekiyorlardı.
Türkiye’de 2003 yılında Yabancılara Toprak Satışına izin veren yasanın çıkmasını Yunan gazeteleri, ‘Altın Gün’ olarak duyurmuş ve Yunan halkı bu haberi, sokaklara çıkıp kutlamıştır.
Ancak AKP Hükümetinin AB Bakanı(Bugünkü DEVA Partisi Genel Başkanı) Ali Babacan, ‘Yabancılar memleketin toprağını sırtlarına alıp götürecek değil ya’ diyordu.
Tamam, sırtlarına alıp götürmüyorlar, ama aldıkları topraklar üzerinde tıpkı Filistin’de ve Kurtuluş Savaşı sırasında İzmir’de İYONYA adlı devlet kurabiliyorlardı.
Bu arada, Bill Gates’in de, 22 bin dönümü Edirne ve Kırklareli’nde olmak üzere, Türkiye’de toplam 56 bin dönüm tarım arazisi satın aldığı basına yansıdı.
Şimdi şu kısa bilgileri de sunmakta yarar var.
Osmanlı’nın son dönemlerindeki toprak satışlarından 2.Abdulhamit rahatsızlık duymuş, yabancıların özellikle İstanbul’daki alımlarını önlemek için, Vakıflar Müdürlüğü’nü devreye sokmak istemiş, ancak Vakfın mali gücü bu olumsuz gelişmeyi durdurmaya yetmemiştir.
Osmanlı Devleti’nin fiilen sonu olan Mondros Anlaşması’ndan sonra da, Rumlar Türkiye’de yeniden toprak ve mülk alımlarını yoğunlaştırmışlardır. Atina Bankası İstanbul ve Batı Anadolu’dan mülk almak koşuluyla Rumlara yeniden faizsiz kredi açmaya başlamıştır. Osmanlı Hükümeti de bu gelişmelerden yine rahatsızlık duymuş, 28 Mayıs 1919 tarihli yasayla, Vakıflar yönetimine, Rumların alımlarıyla rekabet edebilecek harcama yetkisi vermiştir.
Şimdi şu soruyu soralım; Damat Ferit bile, ülkesi işgal altındayken, 28 Mayıs 1919’da toprak satışını engellemek için yasa çıkarırken, özellikle 1980’den sonra Türkiye’yi yönetenler, daha hızlı satmak için yasalar çıkarmakta ve yasaları hileyle atlatarak toprakları, özellikle de yabancılara, peşkeş çekmektedirler. Şimdi bunu yapanlar Damat Ferit’ten bile daha geride ve daha büyük vebal altındadır, dersek abartmış mı oluruz?
Fuat DUYMAZ
Küresel Yalanlar ve Talanlar- Kamer Yayınları 2.Baskı- sf 244, 249

























