TARİHİ MİRASIN BAŞINDA KOPARILAN BÜYÜK FIRTINA:16

0
408

Kimin Aklına Gelir? Ruh Dünyasının Benzersiz Aynası Rüyalar. Bir Kraliçenin Arzu, Hayal ve Hasretlerini Yansıtan Tüm Rüyaları Yazılı Kayıtlara Geçiriliyor

Rüyalar, bireyin yakın veya uzak geçmişte yaşamış olduğu bilinçaltı olayların bilinç üstüyle çatışması sonucu ortaya çıkan eşsiz bir fenomendir. Çok eski devirlerde rüyanın uyuyan kişiye üstün doğa güçleri veya tanrı gibi yüce bir dış kaynak tarafından gönderildiğine inanılırdı. Bu bakımdan rüya, rüya gören kişinin insan ve dünya dışı kimseler, tanrı ve olaylarla ilişki kurmasından başka bir şey değildir. Sigmund Freud ve Carl Jung’un analizleri esas alınarak yorumlandığında ilgili şahsiyetin psikolojisi hakkında eşsiz bilgilerle yüklüdür.

Hititlerde rüya denince, akla hemen Puduhepa ve kocası III. Hattuşili gelir. Onlar kadar rüya gören ve gördüklerini yazdıran başka kişi yoktur. Rüya yerine başka gerçek yaşantılarını yazdırmış olsalardı, ruh dünyalarını bize bu kadar net açamazlardı!

Öylesine rüya alemleri vardır ki, gerçekten daha ağır basar. Herakleitos’un „Uyanıkken hepimiz tek bir ortak dünyada yaşarız; oysa uyurken herkesin kendine ait özel bir dünyası vardır“tespiti açısından bakıldığında Puduhepa’nın rüyaları bize onun gerçek dünyasının içine sızabilmek ve asıl şahsiyetini anlayabilmek için bir başka pencere açar. Böyle bir pencere onun dışında başka hiçbir Hitit kraliçesinin yatak odasına açılmaz!

Puduhepa’nın ilk bakışta çoğu karma karışık veya abuk sabuk gibi gelen bu rüyaları yazdırmasının kendisi ve o zamanki Anadolu toplumları açısından elbette çok derin nedenleri vardı. Rüyaları tanrı iradesinin bir başka tezahürü olarak algılamış olması ve ciddiye alması elbette önemli bir etkendi.

Onun sayesinde rüyalar artık kâtiplerin ve kâhinlerin keyiflerine veya edebî kalıplara, bazı istisnalar dışında politik amaçlara göre veya kehanet beklentilerine alet edilip kalıplara sıkıştırılarak yorumlanmayarak, neredeyse oldukları gibi anlatılır ve yazıya geçirilir olmuştur.

Kraliçe rüyasında çok sayıda delikanlı kendisini taciz etmiştir. Taciz, cinseldir ve Sigmund Freud’a göre tabiri yapıldığında, onun seksüel açıdan tatminsiz bir kadın olduğu sonucu bile çıkarılabilir. Veya yaşlanan kocası artık iktidarsızdır. Bir de “Ne kadar gülünç, karma karışık ve alışılmış dışı olursa olsun, rüyamıza giremeyecek şey yoktur” diyen Cicero’nun haklılığı bir kez daha ortaya çıkmaktadır.

Bir başka rüyada, memleketini, anasını babasını özleyen bir kadınla karşı karşıyayızdır. Puduhepa’nın dedesi antika bir kuyudan su çekmektedir. Rüya aynı zamanda bir korku rüyasıdır, çünkü ölmüş kimseleri görmenin uğursuzluğu bir tarafa, dedesi su çekerken istemeyerek kuyuya düşmüş olan kurt ve yırtıcı canavarları da kuyudan dışarı çekmekteydi, uyanınca dudakları uçuklamış olmalıydı.

Bir başka rüyada bir prens kraliçeye kafa tutar, ukalaca sataşır, “ne duruyorsun, haydi ayağa kalksana! Seninle hesaplaşacağım! Kendi evine (saraydan) neler gönderdin bakayım?” diyerek, onu adi bir hırsız konumuna sokar. Onu yanına alır ve nadide ve kuru yemişlerin saklandığı derin yeraltı silolarının bulunduğu dehlizlere götürür. Meğer bu siloların içi ta eskilerden boşaltılmışmış. İçlerinde bayatlamış incirler ve küflenmiş kuru üzüm saklamıştır. Şimdi prens, suçüstü yakalanan kraliçeye “bunları niçin boşalttın bakayım?” diye hangi hakla sakladığının hesabını sorar. Hattuşa’nın sert ikliminde yetişmeyen bu tropik yemişler, ona kesinlikle memleketi Lavazantiya’dan hediye olarak gönderilmişti ve kadıncağız diğer saray erkanı aşırmasın diye buralara saklamıştı. Devam edecek…

Prof. Dr. Ahmet ÜNAL