Marketlerde GDO İçeren Gıdaların Fayda/Zarar Analizi Realite mi Efsane mi?

0
618

GDO’nun kısa tarihçesi

Bilim ve teknolojideki hızlı gelişmeler sayesinde, 1980’li yıllarda bir organizmadan diğer organizmaya veya hücreye küçük bir DNA (DeoksiNükleik Asit yani kromozomlarımızın yapı taşları) parçasının veya bütün DNA naklinin mümkün olmasıyla gıda üretimindegenetik materyali değiştirilmiş organizma kullanımı mümkün hale gelmiştir.İlk transgenik bitki 1983 yılında bir tütün bitkisinin kendisini antibiyotiklere karşı dirençli yapan gene sahip yabancı DNA’yı almasıyla geliştirilmiştir. 1996 yılına kadar çeşitli şirketler herbisitlere dayanıklı soya bitkileri üretmişlerdir. 2000’li yıllara kadar ise çeşitli biyoteknoloji firmaları türeyerek besin maddeleri ve vitaminler ilavesi yapılarak besin değeri yapay olarak yükseltilmiş gıda üretimine yönelmişlerdir. Günümüzde ise dünya GDO’lu (Genetiği Değiştirilmiş Organizma) tarımsal üretim alanının yarıdan fazlasına sahip olan ABD, genetiğiyle laboratuvarda oynanmış organizmaları kullanarak gıda üretimi yapan ve teknolojisine sahip bir dünya lideridir. Dolaysıyla küresel GDO’lu gıda üretim şirketlerinin merkezi de ABD’dedir.

Neden GDO’lu Ürün Almayalım

Toplumların özellikle tarımsal ürün ve bunlardan elde edilen yiyecekleri satın alma davranışları sağlık, gıda üretim sistemleri ve çevresel faktörlerden direk etkilenmektedir. Yaklaşık 25-30 yıldan beri özellikle GDO’lu ürünlerin beslenme zincirine dahil olmasıyla beraber organik metotlarla, GDO kullanılarak ve geleneksel tarım sistemleriyle yapılan üretimlerin uzun vadeli ve geniş kapsamlı etkileriyle ilgili belirsizlik şüpheyle yaklaşılan bir tartışma konusu olmuştur. Bu belirsizlik nedeniyle konuyla ilgili tüketici bilgileri de oldukça farklılıklar göstermektedir. GDO’lu ürünlerin Avrupa marketlerine ilk girişinden itibaren tüketiciler tarafından insan sağlığı üzerindeki potansiyel riskleri ele alınmaya başlamıştır. Halk tarafından GDO’lu ürünlerin geniş çaplı kabul görmemesinden dolayı Avrupa’da ve çeşitli ülkelerde GDO’lu ürünlerin satışı ve etiketlenmesiyle ilgili sıkı yasal düzenlemelere gidilmiştir. Avrupa Parlementosu ve Konseyinin (EC) 1830/2003 nolu yönetmeliğine göre genetiği değiştirilmiş materyal içeriği % 0,9’dan fazla olan gıdalarda etiketleme zorunluluğu, son derece çekişmeli tartışmalarla kabul edilmiştir. İlgili mevzuatın uygulanması gıdalarda bulunan GDO’lu materyali hem kalitatif hem de kantitatif olarak tayin edebilecek güçlü analitik tekniklerin de varlığı anlamına gelmektedir. Ülkemizde de 26 Mart 2010 tarih ve 27533 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 5977 sayılı Biyogüvenlik Kanununa göre GDO’lu tarımsal üretime izin verilmemekte olup ancak yasal olmayan üretim ve bunu takip sistemi var mıdır? Bilinmemektedir.

GDO içerikli materyal analizi için uygun ekipmanlarla donanımlı laboratuvar ve bu konuda deneyimli akademik ve teknik personele ihtiyaç vardır. Bilimsel olarak bir ürün içinde bulunan genetiği değiştirilmiş materyali tespit etmek için ilk adım, doğru bir örnekleme yöntemidir. Bunun için Avrupa Birliği ve ABD’den onaylı protokoller mevcuttur. GDO’lu hedef materyal DNA örneği de olabilir, bir protein de olabilir. DNA tayinlerinde son teknolojilerle çalışılan çeşitli PCR ile protein analizlerinde ELİSA gibi testler kullanılmaktadır.

Biyoloji biliminin dört ana konusu vardır; bitkiler alemi, insanlar-hayvanlar alemi, mikroplar alemi ve bu üç canlı türünü çevreleyen ekolojidir. Yüzyıllar süren evrim sürecinde bütün canlı organizmalar ekosistemde birbirleriyle ilişki içinde olup birlikte evrimleşirler. Yine evrim sürecinde örneğin şeftaliden doğal bir mutasyon sonucu türeyen nektarin gibi veya buğday, lahana, kanola, mısır, pamuk, soya fasulyesi, şalgam, tütün gibi alloploid türler (yani iki farklı türe ait kromozoma sahip hibrit bitki) doğal melez varyeteler olarak gelişmişlerdir. Bitkilerde doğal olarak bulunan buhibridizasyon olayı sayesinde farklı bitki türlerinden doğal melezlenme veya laboratuvarda klasik melezleme yöntemleriyle bazı karakterleri ıslah edilmiş bitkiler ve yeni bitki türleri uyumlu bir şekilde türeyebilmektedir. Buda gösteriyor ki, bir bitki farklı bir bitkiden gelen DNA’yı doğal olarak kabul ediyorsa yeni özelliğe sahip ıslah edilmiş bitkiler ya da yeni türler gelişebilir.

Agrobacteriumtumefaciensprokaryotik bir patojendir ve dikotiledon bitkileri infekte ettiği zaman Ti-plazmidi aracılığıyla oksin ile sitokinin genlerini bitkiye transfer eder. Bu iki hormon geni bitki genomuna yerleşince aktif çalışmaya başlar ve infekteli bitkilerde tümörler gelişir. Bu örnekteki gibi prokaryotik organizmalardan ökaryotik organizmalara doğal gen nakli çok nadir görülen örnektir. Ancak günümüz moleküler biyolojik yöntemleriyle laboratuvarda indüksiyonla (klasik ıslahtan farklı konu) bir prokaryottan bir ökaryotik gruba gen nakliyle elde edilen yeni tür veya ıslah edilmiş bir bitkinin hem insan sağlığına, hem çevreye, hem de bitkinin kendinde uzun zaman diliminde nasıl bir sonuç vereceği bilinmemektedir.

Günümüzde GDO’lu ürünlerle ilgili sonuçlar genellikle 20-25 yıllık verilere dayalı olarak elde edilmektedir, 100 yıl sonra veya daha ileri yıllarda nasıl bir gelişme olacağı meçhul bir konudur. GDO’lu ürünlerin sağlıkla ilgili potansiyel riskleri genellikle allerji gelişimi, toksisite problemleri, sindirim bozuklukları, kanser gelişimi, kısırlıkla ilgili olup ayrıca çevreye/diğer türlere horizontal gen transfer olasılıklarından kaynaklanmaktadır. Biyogüvenlik Kanununa göre bugün ülkemizde GDO’lu ürünlerin bebek mamalarında kullanımı yasaktır, zararı yoksa neden bu yasak konmuştur? İnsanların sindirim sistemiyle bitkiler-hayvanlar birlikte evrimleşmişlerdir. Doğa, doğal olanı doğal olarak kabul etmektedir. İndüksiyonla geliştirilen yeni özellikli DNA’ya sahip bitkisel/hayvansal ürünleri insan vücudu GDO’lu ürünlerle beraber evrimleşmediği için doğal olarak kabul etmeyebilir ve sağlık sorunları gelişebilir. Son yayınlarda GDO’nun halk sağlığına olan zararıyla ilgili bilimsel kanıtlar yeterli düzeyde olmamakla beraber eldeki sonuçlar da kısa süreli GDO içerikli beslenmelerden sağlanmıştır. Sürekli ve uzun vadeli GDO’lu besin tüketiminin insan sağlığına etkisiyle ilgili sonuçlar henüz yoktur. O halde neden GDO’lu beslenelim?TBMM 24. Dönem milletvekili olan Gökhan Günaydın, 2009 yılında marketlerde satışa sunulan 800’den fazla işlenmiş ürünlerde GDO kalıntılarına rastlandığını bildirmiştir.ABD-George Mason Üniversitesinden Yang ve Chen 2016 yılında ‘’Journal of theScience of FoodandAgriculture’’ dergisinde yaptıkları yayında, kısa vadeli verilere dayanarak GDO’dan dünyadaki açlığı bitirecek düzeyde büyük yararlar beklentisiyle dünya halklarını GDO’lu besinlere özendirmektedir.

Bir akademisyen olarak geçmiş yıllarda GDO’lu ürünler hakkında bilgilerini ölçmek amacıyla bu konuyu öğrencilerimle de ele almıştım. Genel olarak yüzeysel ve magazinsel düzeyde bilgilere sahip olan öğrencilere GDO içerikli ürünleri kabul edip etmediklerini sorduğumda, çoğunlukla GDO kabul görmektedir. Oysaki benim kabul etmediğim GDO’lu ürün itirazıma itiraz eden öğrencilerimden biri bana 10 yıl sonra ne olacağını sordu, umutla. Ben de öğrencime ‘kendisine GDO ve doğal ürün arasında tercih sunulsa hangisini seçeceğini sordum’. Hiç düşünmeden doğalı tercih etti. Kendisi GDO’lu beslenmek istemiyor ama karşı tarafa GDO’lu ürünü empoze etmeye çalışıyor. Ne yaman bir çelişki !!!. Öncelikle kişisel olarak ben organik yöntemler ve geleneksel tarım yöntemleriyle yapılan üretime tarafım.

Öğ. Üy. Dr.Berna Baş

Gaziantep Üniversitesi

Fen-Edebiyat Fakültesi

Biyoloji Bölümü