DEMOKRASİLERDE OLİGARŞİ ETKİSİ

0
829

Konumuza Ataname (2019) kitabımdan bir alıntı yaparak başlayacağım. Kısaca Ataname’yi tanıtayım. Ataname; Atatürk’ün, günümüze kadar dağınık ve düzensiz bir halde bulunan fikir ve görüşleri ile başlıca uygulamalarının, Atatürk’ün kendi ağzından yazıya döküldüğü ilk ve tek kitaptır. Atatürk’ün düşünce ve görüşlerine sistemli şekilde en kısa sürede ve kolayca ulaşma imkânı sağlar.

Yazımın konusu; tarihte ve günümüzde bütün rejimlerde rastlanan, ancak çoğu zaman dikkatten kaçan ortak bir özelliktir. Bu şaşırtıcı özellik; bütün politik rejimlerin, kaçınılmaz olarak oligarşi rejimine dönüşmesi veya bünyelerinde oligarşi özelliğinin ortaya çıkmasıdır.

Başlıca yönetim şekillerini biliyoruz, ancak mahiyetlerini burada da kısa kısa hatırlatmakta fayda görüyorum. Ataname’de okuyoruz ki, egemenlik başlıca üç farklı şekilde kullanılıyor: Birincisi hükümdarlık, yani monarşidir: Bu rejimde egemenlik kral, imparator, şah, padişah, prens, emir gibi türlü unvanlar alabilen hükümdara, yalnızca tek bir şahsa aittir. Hükümdar tek başına devleti yönetir. Egemenliğin ikinci kullanım şekli oligarşidir: Bu tür hükümette egemenlik birkaç kişinin, birkaç ailenin veya bir sınıf halkın elindedir. Üçüncü yönetim şekli ise demokrasidir. Demokraside egemenlik halka aittir. Demokrasi prensibi, egemenliğin millette olmasını, zerresinin bile başkasında olmamasını gerekli kılar. Siyasi kuvvet, egemenlik tamamen milletten kaynaklanmalıdır. Demokrasi; milletin -örneğin Türk milletinin- kendi egemenliğine sahip olması ve hep öyle kalması demektir. Ancak şu da var ki, bu sahipliğin mihenk taşı uygulamadır. Egemenliği kullananlar kesinlikle Millî İrade’ye uygun şekilde hareket etmelidir. Aksi durum; ülkede demokrasi olmadığını, egemenliğin milletin elinden çıkmış olduğunu gösterir.

Peki, sözünü ettiğim ‘elden çıkış’ ne anlama gelmektedir? Şu demektir ki, millî egemenliği halkın adına kullananlar zamanla oligarşik bir yönetim şekli oluşturuyorlar. Egemenliğin kayıtsız koşulsuz millete ait olması gerekirken, ne parti içi demokrasi ne de temsilde eşitlik sağlanamıyor, egemenlik parti başkanları ile bunların dar çevrelerinin eline geçiyor. Bu nasıl oluyor? Şöyle ki, sanki devlet yönetiminde tunçtan bir yasa öteden beri geçerliğini koruyor: Bütün politik rejimler şu veya bu ölçüde oligarşik bir yapıya sahip olmuştur, günümüzde de olmaktadır!

Oligarşi halk kitlelerinin, küçük bir azınlığın egemenliği ve denetimi altında tutulduğu yönetim şeklidir. Kısaca birkaç kişinin, bir grubun halkı kendi çıkarlarına göre yönetmesidir. Küçük bir azınlığın iktidarda olması ve devletin bütün kurumlarının bu grubun kontrolünde bulunması demektir. Doğal olarak iktidarın, tek bir kişinin elinde bulunduğu monarşiden, yönetme yetkisinin halka ait olduğu demokrasi rejiminden ayrılmaktadır. Genel olarak, iktidardaki grup askeri, siyasi veya ekonomik olarak ülkenin önde gelenlerinden oluşur. Oligarşinin üyesi olan kişi veya gruplar oligark adıyla anılır.

Bazı siyaset bilimcilerine göre, hangi yönetim şekli olursa olsun, her devletin yönetiminde mutlaka bir oligarşi bulunur. Hatta İtalyan siyaset bilimci GaetanoMosca’ya göre tarih boyunca tek yönetim şekli oligarşik grupların yönetimi olmuştur! Bu gruplar belirli meslek gruplarından olabilecekleri gibi sosyal bakımdan toplumsal sınıflaşmanın olduğu düzenlerde, belirli bir sınıf ya da ailelerden de olmuştur.

Oligarşik yönetim, sadece devlet yönetimine özgü değildir. Örneğin bir siyasi parti içerisinde de bazı kişiler, parti faaliyetlerine hâkim duruma gelebilir. Kendi amaçları doğrultusunda partiye yön verebilirler. Bu durum, oligarşik bir yapılaşmaya işarettir. Çünkü parti içinde karar alma ve uygulama gücü parti üyelerinin tümüne değil, sadece belirli birkaç kişiye ait duruma gelmiştir. Oligarşinin geçerli olduğu toplumlarda çoğunluk, siyasette etkin olamamakta, görünürde bir seçim yapılıyorsa da yarışma yine belirli elit gruplar arasında gerçekleşmektedir. Fransız sosyolog Raymond Aron’a göre oligarşi belirli bir zümrenin bir ülkeyi yönetmesiyle ortaya çıkmıştır. Bugüne kadar hiçbir toplum halk tarafından yönetilmemiştir. Yani tüm rejimler -sisteme farklı bir ad verilmiş olsa bile- oligarşik bir yapıya sahip olmuşlardır.

***

Neden böyle oluyor, neden bütün rejimlerde, hatta demokraside de oligarşi etkisiyle karşılaşıyoruz? Bence açıklanması zor değildir. Çünkü bu durum eşyanın tabiatı gereğidir, kaçınılmazdır. Çünkü insanlar; tabii seçilmiş olanlar da bilgi, yetenek ve karakter bakımından aynı değildir, birbirinden farklıdır. Dolayısıyla kişilerden oluşan herhangi bir kurulda, örneğin bir mecliste, bazı üyeler diğerlerine kıyasla temayüz edecek, kendini gösterecek, bilgi, fikir ve cesaret bakımından öne çıkacaklardır. Alınan kararlar, yapılan uygulamalar önemli ölçüde onların eseri olacaktır.

Bu durum önlenebilir mi? Tümüyle önlenemez, ancak etkisi hafifletilebilir. Nasıl? Birincisi, halkın bilgi ve ahlak düzeyi olabildiğince yükseltilmelidir. İkincisi, politik kurullara olabildiğince bilgili ve yetenekli, ahlaklı kişiler seçilmelidir. Peki, bu nasıl sağlanacak? Elbette eğitim yoluyla… Ülkede eğitim ve öğretim hizmeti öyle olmalıdır ki, halkın bilgi, kültür ve ahlak düzeyini sürekli ve kesintisiz olarak yükseltmelidir. Böyle bir halkın içinden çok sayıda nitelikli insan çıkması elbette oligarşinin demokrasi üzerindeki olumsuz etkisini zayıflatacaktır.

Prof. Dr. Cihan DURA

Kaynak: Cihan Dura, Ataname, Doğu Kitabevi, İst., 2019. (Devlet); Cemre Karadaş, Siyasal Elitizm Teorileri ve Güçlü Demokratik Elitizm Modeli Üzerine Bir deneme, ss.38-39. yokAcikBilim_10191140.pdf,