Gidebilecek en son noktada bulursun bazen kendini, yolun sonun da uçurumun en ucun da. Bazen bir boz kırda bazen bir çölde kimi zaman mezarlıkta kimi zaman herkesin toplandığı bir insan meydanında. Özünü bulabilmendir mühim olan hangi zaman hangi mekânda olduğun daha önemsizdir. Özüne aykırı bir namluda durmaktansa yalnızlığın da huzur aramalı insan en kötü seçenek sonsuza dek uyumak bile daha caziptir bazen.
Bugün günlerden yine acı nedensizce içimde bir yerler kanıyor ruhum adeta bir annenin çocuğunu doğururken acıdan hissizleştiği an gibi sancı çekiyor, nasıldır bilirsiniz en dibi acının. Yardım et diye bağırıyordu gözleri bedeni ise çığlık atıyordu adeta.
Üzerinden düşen ismi gelinlik beyaz elbiseyi elleriyle tutarak durduruyordu üstünde, bir yandan kendi yaşıtlarının düğününde balonlar şişirip oynadığını aç kalmış gözleriyle seyrediyordu, oyun açlığı yanı sıra, guruldayan karnını da daha fazla bastıramayıp annesinden yemek istedi, aldığı cevap sesini susturdu fakat karnını doyuramadı. Gelinsin sen kızım ağır dur biraz daha sonra yersin. Üç dört insanlık mesafeden seyrediyordum yüzünden yaşam gözlerinden nefret akan bu çocuğu, sanki birazdan kalkacakta arkadaşlarına eşlik edecek gibi sanki kalkacakta bakkaldan gofret almaya gidecek gibi. Biraz sonra tuvalete gitti Esma gelin belki de açlık bağırsaklarını bozmuştur kim bilir kaç saattir bunca kalabalığa gelin olarak görünmek için hazırlıklarla yemek yemeye fırsat vermemişlerdi.
Bazıları halay çekerken bazıları bu gürültüde bile kendi aralarında bir şeyler çekiştirip konuşuyordu oldukça yüksek sesle. Rahatsız olduğum bu ortam da sadece davetli olarak ne yapabilirdim ki?
Az sonra yirmili yaşlarda bir çocuk damat diye oturdu masaya gelin hala tuvalette, gelin nerede çağırın da gelsin dedi bir ses, hemen atılarak ben çağırırım tuvalete de gitmem gerek zaten dedim. Kapıyı yavaşça açarak merhaba gelin hanım sizi çağırıyorlar, ses yok. İçeri baktığımda ise kimseyi göremedim. Tuvaletin altından sarkan kumaş parçasını görünce kapıya birkaç kez vurdum herhangi bir tepki bir ses yoktu, kapısını açtığımda ise attığım çığlıkla öfke nefesimi kesti oracıkta yere düşerek dakikalarca kendime gelemedim. Az sonra daha rahat nefes almaya başladım ve salondaki eğlenceye doymaya çalışan insanları çağırmaya gittim.
Hemen tuvalete gelin koşun koşun durmayın, içeri her giren ağıtlarla kendini yere attı, her giren çocuğa değil de eğlencenin bittiğine üzülür gibi, zavallı gelin iki kaşıklık yemek bile yiyemedi öylece nefesine son verip vah dedirtti, vahh gidene. Kırdığı bir cam parçasıyla bileklerini parçalamış resmen nasıl bir ölüm isteğiydi bu böyle, ölmek ne demek nasıl olur o an mı öğrenmişti acaba, şayet yaşı bilmediği şeylerde doluydu. Peki bu insanlar ağıtları da eğlence ya da gelenek haline mi getirmişti nasıl bir duyarsızlıktı bu tekrarlanan aynı hatalarla. Yaşanmaya çalışılan düğünün acısı ayrı gelinin hazin sonu ayrı ayrı kanattı durdu içimi.
Kız çocukları yetişkin kadınlar başkalarının yönettiği hayatlarına yön verdikleri bir robot değildir, çocuğun ayrı kadının ayrı hayalleri hayatının yönünde farklı beklentileri vardır, her insan hayatının iradesini kullanmaya özgürdür. Ne yazık ki hayatına dahil olan yabancı eller psikolojik şiddetle ele geçirir çoğu kadını.
Hayatının devrimini yapmış insanlardır evlenip koca evine giden kızlar, çare bulamadıkları çaresizlikleriyle yaşayarak baş edebilir miydi, Derisi canlı kanlı soyulurcasına kıvranmalarına öylesine işte diyebilmek için hangi yolu izlemeli?
Hayatı paylaşmak için çıktığı yolda hayatını feda etmesi gerektiğini düşünmemişti hiçbiri, akıllarının acı sancılarıyla hangi sözleri hangi yaşanmışlıkları görmezden gelmeli, nefes borularına takılan hangi sefil duygularını salmalı, Hangi acının üzerini çizmeli ya da altınımı çizmeliler?
Pembe panjurlu olmasa da küçük bir ev iki çocuk ve biraz huzurla basitçe yuva kurmaktır hayali belki de,
Eğitimli olmakta şarttı, görgülü kültürlü bir insanla yaşam sürmek önemli.
Okumuş cahiller var saf cahilin yanı sıra fazlasıyla tehlikeli, anlamsızca sürerken yaşamını can acıtmayı ihmal etmezler.
Kadın yapıcıdır doğası gereği affeder sevmeyi de güzel becerir, kadın doğar doğurur yetiştirir yuvayı kurar arayı yapar temizlik yapar, yemek yapar, kariyerini de üstüne tatlı niyetine yakıştırır. Karşılığında burnunda biten hoş kokulu bir demet çiçekle gönlü şenlenir.
Güçlüdür kadın, hayal kırıklıklarına karşı okumuş cahillerle dahi yaşamayı becerir.
Güçlüdür kadın, hayatın cilvesiyle dans eder, Gönlünde binlerce çiçek yeşertebilecek güce sahiptir rahatlıkla değil zorluklarla kucaklar hayatı, rahatla olsa hoş olurdu elbet elinde ne varsa onu değerlendirir kadın zamanı bile israf etmez
Yaşam düzeninin yapıcısı kadın olduğu halde kıymeti gene bedenin de.
Kadını nefs değil de nefes olarak gören herkes ne de kıymetlidir,
Kadın severse arzular sevdiremediysen kendini kusuru eksiklerinde ara, toplum kadının merhamet ve sevgisiyle şekillense gökkuşağı eksik olmaz manzaralarımızdan, kadın bu dünya da hepinizin ayrı ayrı yakınıdır, kadının ayakta tuttuğu bu dünya vebaliyle dolanır zalim olanın boynuna.
Hayallerin ertesi yok durası da yok, amaç gütmeli hayatın yoksa vallahi yaşamın da bir keyfi yok, yorulmuş sözcüklerinin ardında bir kuru nefes kalır belki sana hayatın kendi iradene emanet, el alemin elleri ve kapatamadığı çeneleri hayatın da olmasın, bir parça huzurla şükür dersin. Her kız çocuğu her yetişkin kadın oldukça güçlü duygusal bağlamda, fakat bütün ihtimallere karşı daha cesur olmalı daha fazla durabilmeli ayakları üzerinde, yere eğmiş değil yukarı bakan başıyla.
Yaşamak güzel gülümse canlılık kat ruhuna. Olumsuz ve hayal kırıklığıyla geride bıraktığın birkaç geçmiş gün değil, anın ve yarının önemli, saçmalıklarla dolu yanınızı merhametinizle savunmayın. Gece çöktüğünde mutlu olduğun anlar gelir aklına çoğunlukla, köşküne kıymetli bir parça kendini ekle. Gönül kaygı ile daraldıkça daralır geceye uyan ey teslimiyetini mazur gören, gece yorganıyla yumarsın gözlerini her şey biter ve kadın usulca gider huzurlu hissetmediği yerden.
NESLİHAN AKKUŞ

























