Birinci Dünya Savaşının gerçek nedeni hiç kuşkusuz Viyana bozgunundan sonra sürekli gerileyen Osmanlı İmparatorluğu’na son darbeyi vurmak ve topraklarını paylaşmaktı. İngiltere, Fransa, İtalya ve Rusya bu durumu doğrulayan gizli antlaşmalar da yapmışlardı.
Osmanlı devleti ise Almanlara yaklaşmıştı. Sömürgesi olmayan ve kaynakları sınırlı olan Almanya, Osmanlı Devletini kendi sömürgesi yapma niyetindeydi. Çıkacak bir savaşta kendilerinin galip geleceğine inanan Almanlar, Osmanlı yönetimini de buna inandırmışlardı. Osmanlı Devleti genç subaylarını bunların içerisinde Enver Paşa, Mustafa Kemal gibi subaylarda vardı eğitilmeleri için Almanya’ya göndermişti. Osmanlı subaylarında Alman hayranlığı yaratılmış ve çıkacak bir savaşta Almanların galip geleceğine inandırılmışlardı. Bir tek Mustafa Kemal, çıkacak bir savaşta Almanların yenileceğini iddia etmiş ve Almanların yanında yer alınmaması gerektiğini söylemiştir.
Almanların yanında savaşa giren, Almanlar yenilince yenilmiş sayılan Osmanlı İmparatorluğu dağılma noktasına geldi. Birçok toprak kaybından sonra elinde sadece Anadolu toprakları kalmıştı. Ama emperyalist ülkeler Anadolu’ya da göz koymuşlardı. Aslında amaçları Türkleri tamamen yok etmekti. Önceden yaptıkları antlaşmalar gereği Anadolu, Mondros Maddeleri gereğince adım adım işgal ediliyordu. Halk yorgun, hasta, aç ve en kötüsü umutsuzdu. Kimse ne olacağını bilmiyordu.
Sadece bir adam Çanakkale’nin Sarışın Kurdu Mustafa Kemal ‘Geldikleri gibi giderler’ demişti. O Adam, önce Samsun’a çıktı. Amasya’da genel bir durum değerlendirmesi yaptı. Erzurum’da kurtuluşa giden yolu çizdi. Sivas’ta kurtuluş meşalesini yaktı. Ankara’yı kurtuluşun başkenti yaptı.

Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları, Ankara’da Kuva-yı Milliye’nin kurulmasına çalışırlarken 16 Mart 1920’de İstanbul, İtilaf Devletlerince resmen işgal edildi. Misak-ı Milli’yi kabul eden son Osmanlı Meclis-i Mebusan dağıtıldı ve üyeleri Malta’ya sürgüne gönderildi. Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nın çalışamaz hale gelmesi üzerine Mustafa Kemal Paşa, Ankara’da olağanüstü yetkilere sahip bir meclisin toplanmasına dair Heyet-i Temsiliye adına 19 Mart 1920 tarihinde önemli bir genelge yayınladı.
Vilayetlere, Müstakil Livalara ve Kolordu Kumandanlıklarına gönderilen bu genelgede, devlet merkezinin İtilâf Devletleri tarafından resmen işgal edildiği, Meclis-i Mebusan’ın dağıtıldığı, yasama, yürütme ve yargı işlerini yerine getirecek bir meclisin kalmadığı ifade edilmekte, bu durumda devlet merkezinin korunmasını, milletin istiklâlini ve devletin kurtarılmasını sağlayacak tedbirleri düşünmek ve tatbik etmek üzere millet tarafından olağanüstü yetkilere sahip bir meclisin Ankara’da toplanmasının zaruri olduğu belirtiliyordu. Ayrıca Meclisin açılması için her bölgeden halkın güvenini kazanmış iki kişi, Ankara’ya çağrılıyordu.
TBMM kurulduktan üç gün sonra verilen önergenin özellikle iki maddesi çok önemlidir. Bu maddeler ;
1- Mecliste yoğunlaşan milli iradeyi fiilen vatanın mukadderatına el koymuş olduğunu kabul etmek esas ilkedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin üzerinde bir kuvvet mevcut değildir.
2- Türkiye Büyük Millet Meclisi, yasama ve yürütme yetkilerini üzerinde toplar.
Bu maddeler yeni devletin yönetim şeklini de gösteriyordu. TBMM’nin açılışı adı konulmamış Cumhuriyet yönetimi, adı konulmamış demokrasi hareketiydi. Zamanı geldikçe adım adım uygulanacak bir programdı.
TBMM, monarşinin yerine, demokrasinin, padişahın yerine, millet hakimiyetinin, işgalcilere karşı, ulusal egemenliğin simgesidir.
Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk tarafından dünyada, çocuklara armağan edilmiş tek bayramdır.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, bütün Türk çocuklarına kutlu olsun,
Bünyamin AKA

























