Kelimeleri Yüreğimde Eritip Dökerim Şiirlerime -1

0
880

 

          “Odaları antidepresan fırçalar ile sıvanmış evlerde her mevsim kıştır!”

            Akran zorbalığı ile ortalığı kasıp kavuran bir sessizliğe bürünen çocukların anksiyete çığlıkları makine dişlileri gibi önüne gelen her duyguyu öğütmeye hazır bir sele benzer.

Uykuyla kanlı bıçaklı olmadan sabahın ışıldamaz yüzü. Düşleri kan çanağı his zirvesinde doğan güneşin de maviye salıncaklar kurması pek mümkün değildir aslında.

Savaşın gölgesindeki çaresizlik, çocuk ruhun en samimi odalarını yerle bir eder. Suya gömülmeye başlayan yaralı kadırgalarda zincire bağlı kürek mahkûmlarının çığlıkları gibi rokoko dağılmaya başlar.

Ölümün güvertelerine vuran dalgaların şarkıları kadar hazin bir melodi duymamışsınızdır. İşte yüreğinizi titreten o melodiler için dalgalar ellerini veya parmaklarını değil, kalplerini kullanırlar. Bağlamanın veya kanunun veya gitarın yani hangi müzik aletini kullanıyorsa onun tellerine değen mızrap değil kalbin ta kendisidir. Öyle içlilerdir ki tellerin titreyen nefesi yüreğinize gelir oturur. Hayatın da canı cehenneme!

Odaları antidepresan fırçalar ile sıvanmış evlerde her mevsim kıştır!

Gözlerim de ıslak duvarların yosun tutmuş yalnızlığı gibi alışır ağlamaya.

Hayat, yavaş yavaş kurulur

Ama bir anda gelir ölüm!

En çok da çocukların ölümü kendime bile yetmeyecek bir isyanın sesi gibi dikilir karşıma, cüce kalırım ve hatta noktadan ibaretim zamansız her ölüm karşısında. Akran zorbalığı ve çözümü olduğu halde göz yumulan savaşlarda kaybedilen masum çiçekler.

Geride kalan harabelerin ellerinden tuttuğu gelecek, çocukların saçlarından tırnaklarına kadar işleyen acı siren motifleri resmeder, gelecek de aslında gelmese daha mantıklı bulunur küçücük düşlerde.

Gidenlerin ardından bakınca ben en çok “hala neden hayattayım?” sorusunun soğuk yüzüne dalarım.

Kelimeleri yüreğimde eritip dökerim mısralarına şiirlerimin.

Hiçbir karakter derinliği olmayan sığ diktatörlerin başlattığı savaşlarda ateşten ve kandan anaforlar oluşturan silahların geceyi gündüze çeviren kâbuslarında beşikler boş sallanır.

Ve her çocuğun hayatı boyunca unutması mümkün olmayan travmalar kazınır beyinlerine.

Selim Savaş KARAKAŞ