YARININ TÜRKİYE’SİNDE YOL AYRIMI

0
873

İnsan, bugünlerde Orhan Veli’yi anmadan edemiyor. Cımbızlı, aynalı sözler edesi geliyor ama nafile. Yarının Türkiye’sine yol alınıyor… En sağda sakallı adamlar oturuyor, en solda ise demokrat dede! Nükleer heyecanlar yaşıyor dünya, bir yanda işgal sürüyor. Bir yanda Karadeniz kuşatılıyor. Boğazından bir şey geçmeyen insanım ve memleketim, kara kışı atlattı mı bilinmez, doğalgaza zam bekleniyor! Adlar bir değişik mollalar, oğullar, şenerler… Simalar tanıdık ama sözler garip. Özgürlük tınısı var ama pek bir Avrupai. Ben çıktım bu işin içinden ama ayağıma dolanıyor, dibe çekiyor. Çoğul istekler, katılımcı biçimde sergileniyor: “Kulislerimiz şeffaf ve denetime açık!”. Taç takıyoruz, perma yaptırıyoruz, makyaj tazeliyoruz!

Ben en iyisi yeni bir başlangıç yapayım ve yeniden inşa edeyim görüşlerimi!

28 Şubat 2022. Tarihin tozlu sayfalarını karıştıranların denk geldiğinde uzun uzun düşüneceği, o gün. 6 muhalefet partisi yenisi eskisi, küçüğü büyüğü, çeşit çeşit görüşü dikdörtgen bir masada dizildi ve “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemi” hayata geçirmeyi taahhüt etti. Yeni sistemin müjdesi böylece verildi. Onlar erdi muradına, biz çıkalım kerevetine…

Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi öğrenim alanım olduğundan, bazı noktaları işaret etmeyi, aklıma takılan soruların altını çizmeyi ve birkaç yeri eşelemeyi sorumluluk olarak görüyorum. Siyasal sistemler, insanlık tarihinden ve kazanımlarından esinle, ülkelerin gereksinimleri çerçevesinde oluşturulurlar. Sistemin neden, nasıl, kimce ve ne için uygulanacağına dair sorular sistemin kendisi kadar önem taşır. Sistemler, üst yapılar olarak toplumsal düzenin ve ideolojik yaklaşımın ürünüdürler. Sistemin işleyişi, toplumsal düzenden arındırılamaz ve sistemi işletenlerin ideolojisi doğrultusunda etkinlik kazanır.

“Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” mutabakat metni, ilk okunuşta ideal bir parlamenter sistemin gereklerini ortaya koyuyormuş gibi görünüyor. Parlamenter sistemi savunanların, kolay kolay itiraz edemeyeceği yerlerin altını çiziyor. Dengeli “Yasama-Yürütme-Yargı” organları: etkili ve katılımcı yasama, istikrarlı ve hesap verebilir yürütme, bağımsız ve tarafsız yargı… Demokratik hukuk devleti, temel hak ve özgürlükler, kamu yönetimi ve siyasi etik kanunu… “Özlemle anılan” devletin ve milletin bölünmez bütünlüğünü simgeleyen partisiz Cumhurbaşkanı… İlkesel olarak kim “mutabık” olmaz ki?

Özgürlükçü (!) sağ partilerin, milliyetçi seküler eğilimin, milli görüşün ve de sosyal demokrasinin (!) birleşebildiği yer “geçmişin dar kalıplarını red etmek” oluyor herhalde… Lafı çok uzatmayalım, kitabın ortasını açalım. Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem mutabakat metni; neo-liberal politikaların sürdürüleceğini, kamu yararının sermaye çıkarı ile tanımlandığını, çoğulculuk ve katılımcılık ile kimlik temelli politikaya kapı aralandığını, yüzün ise Batı’ya dönüleceğini söylüyor. Hadi olumlu yanlarını da şöylece sıralayalım…

Yasama için: seçim barajının düşürülmesi, yüzde bir oy alan partilere hazine yardımı, torba kanun uygulamasının sonlandırılması, gensorunun uygulamasının işlerliği, kesin hesap komisyonu önerileri gayet yerinde.

Yürütme için: bir dönem Cumhurbaşkanlığı yapılabilmesi, hükümetin sorumlu tutulması, ohal ilanının sınırları önerileri de gayet yerinde.Yargı için: adli kolluk teşkilatı (teknik açıdan tartışılabilir olsa da), hakim-savcı meslek kabullerinde objektif kriter, hukuk eğitiminde kalite artırımı, hakimler kurulu-savcılar kurulu, çoklu baronun sonlandırılması, yüksek yargı ve denetim organlarının tanımlanışı da gayet yerinde.

Sorun zaten buralarda değil. Metnin geneline yayılmış kavramlarda yani yeni sistemi inşa edeceklerin ideolojik arka planında. Neo-liberal anlayışın ürünü “yönetişim” yaklaşımının benimsenmesinde. Kamu yönetiminde açıklık, şeffaflık ilkelerinin sermaye çıkarına kullanılabileceğinin göz ardı edilmesinde. Belirsiz bir “sivil toplumun” övülmesinde. Sosyal adaletin, kamu yararının tanımlanmayışında. İhalenin kendisinde! Merkez-yerel dengesinde, yerel yönetimlerin yetki ve sorumluluklarını artırılacak olmasında! (Kaldı ki tüm metine sinmiş “denetim” yerel yönetimler için anılmamış bile!)

Sorun, toplumun derinleşen yoksulluğuna atıfla politika üretmemekte, kamulaştırmadan söz açılmamasında, laiklik ve sosyal devlet demekten korkmakta, Türk Ulusu diyememekte, Atatürk demekten itinayla kaçınmakta! Sorunların sadece iktidarla ve sistemle ilgili olduğunu düşünmekte! Toplumsal düzeni eleştirmemekte! Sorun sorunun saptanışında!

Son olarak, siyasal sistem değişikliği için Anayasa değişikliği zorunlu bir gereklilik. Kurulmamış cumhuriyetin Anayasası’na övgü düzenler, demokrasi tacını takıp kendilerine kurucu iktidar da derler mi dersiniz..?

Arda ÇELİK