Üç Nesimi’den Âşık Nesimi Çimen

0
1025

Adı Cura olan bağlama ailesinin en küçük üyesi bir saz var. Genellikle iki, üç tellidir. O küçük sazdan öyle acayip öyle insanı darmadağın eden bir ses çıkar ki şaşırıp kalıveririz. Cura Anadolu âşık ve ozanlarının kullandığı bir Yörük çalgısı olarak nitelendiriliyor. Ozanlar bu sazı heybelerinde taşıyorlar ve gittikleri her yere kolayca götürebiliyorlar. Bağlamaya göre ince bir sesi var. Sanki ince bir çığlık gibi… Tiz bir ses… Tezene ve parmak ile çalınır. Parmakla çalındığında tadına doyum olmaz. Bu çalış tekniğine şelpe adı da verilir.

Makbule Oral ve Erol Deran‘a kulak verelim. “Ülkemizde ikitelli cura geçmişten günümüze daha çok Teke yöresi (Burdur, Muğla) ile İç – Doğu – Güneydoğu – Akdeniz Bölgelerinde (Kayseri -Sarız, Malatya – Arguvan, Kahramanmaraş – Elbistan) kendine özgü çalım biçimleriyle icra edilerek yaşatılmış ve aktarılmıştır. Söz konusu yörelerde ikitelli cura ustaları yetişmiş ve çalgı, bu ustaların özel çabaları ile gelişmiş, var olmuş ve tanınmıştır.

Batı’da üç tellinin yanı sıra iki telli de icra eden (Ekici, 1993: 12) Ramazan Güngör, Doğu’da Nesimi Çimen ön plana çıkan önemli ikitelli cura icracıları arasındadır. Burada asıl olan kültürel öğe ve bunun kültürel mensubiyeti olan kişilerle birlikte taşınması olunca tam anlamıyla bir coğrafi sınır çizilememektedir. Çeşitli nedenlerle yerleşim yerlerinden göç eden kişi ve/veya grup kültürünü de beraberinde götürür ve yaşamaya, yaşatmaya devam eder. Bu durumda kültürel dokunun coğrafi sınırları da genişlemiş olur. Öyle ki Alevilerin icra ettiği ikitelli cura, İç Anadolu’nun doğusundan, Doğu Anadolu’nun batısına, Güney, Doğu Anadolu’nun batısından, Akdeniz’in doğusuna, Alevilerin yoğun olarak yaşadığı farklı komşu yörelerde ve geniş bir coğrafyada icra edilmektedir.”*

İkitelli Cura deyince aklıma hemen Nesimi Çimen geliyor. Âşık Nesimi Çimen… Aynı toprakların insanı olmamız, O’na yakınlığımı biraz daha arttırıyor. Çimen 1931 yılında Adana’nın Tufanbeyli İlçesi’nin Fatmakuyu Köyü’nde doğuyor. Çoğu yerde doğum yeri olarak Saimbeyli Fatmakuyu Köyü geçiyor ama Fatmakuyu Tufanbeyli’nin köylerinden. Hatta 1945 doğumlu babamın nüfus kaydı Saimbeyli’de. Doğum yeri Saimbeyli olarak görünüyor.

Fatmakuyu Köyü Sivas, Erzincan ve Tunceli yörelerinden gelen, Şadili aşiretine bağlı insanların yaşadığı yerdir. Köyün internet sitesinde yer alan bilgilere göre Şadi aşireti oldukça kadim ve kalabalık bir alevi topluluğu. Şadiler Horasan kökenliler ve Safevi devletini kuran büyük aşiretlerden. Göçe yazgılı bir kader ağı vardır Nesimi’nin. Kendi söylediğine göre onüç ondört yaşlarında Cura çalmaya başlar. Asıl mesleğinin kalaycılık olduğu söylenmektedir.

Nesimi’nin oğlu Mazlum Çimen, babasıyla annesinin sevdalarını anlatırken: “Çok büyük aşk. Dersim’in önde gelen aşiretlerinden Karabalı Aşiretinin kızı Dilber. Dersim’den Kayseri’ye gelip İncemağara Köyü’ne yerleşiyorlar. Babamlar da Adana Fatmakuyu’dan oraya geliyorlar. Babam kalaycılık yapıyor. Kalaycı Nesimi ile ağa kızı Dilber birbirlerine aşık oluyor kaçıyorlar.” der.

Kalaycılık çok kadim mesleklerden. Ustalık gerektirir. Bakırın yoğun olarak kullanıldığı her yerde kalaycılık da gelişmiştir. Çocukluğumda anamın kalay kap kacağı, tabağı, tenceresi, kazanı olurdu. Bunlar belli zamanlarda Tufanbeyli’ye gelen kalaycılar tarafından kalaylanır, tertemiz gıpgıcır bir hale gelirdi. Çok ilgimizi çekerdi. Ortada yanan bir ateş ve sabırla, dikkatle kalay yapan ustalar… Alüminyumun, çinkonun, plastiğin egemenliği ne yazık ki bakır kapların sonunu getirdi.

Nesimi’nin eşi Dilber Ana’nın yeğeni ve Nesimi’yle aynı köyde doğmuş olan Ali Haydar Nergis de anlatıyor: “Köyden, daha ben doğmadan önce ayrılmış, sonraki yıllarda, zaman zaman, babası Bavık’la birlikte kap kalaylamaya gelmişti. Ozanlıktan önceki mesleği kalaycılıktı. Curasıyla köy köy dolaşır, derlediği türküleri çalıp söylerdi. Kalaycılık hünerini babası Bavık’tan almıştı. Bavık da bu mesleği Hacınlı (Saimbeyli) Ermeni Kirkör’den öğrenmiş… Aşık Nesimi ile ilk karşılaşmam, Ankara’da ortaokulda okuduğum 1968’lerde olmuştu. O yıllarda, Halk Oyuncuları Tiyatrosu sahnesinde, Erol Toy’un yazdığı Pir Sultan Abdal oyunu sergileniyordu. Nesimi baba, oyunun belirli yerlerinde curası eşliğinde Pir Sultan’a ait deyişleri seslendiriyordu. O günlerde, Dilber teyzem de İstanbul’dan Ankara’ya gelmiş, ağabeyimin evinde kalıyordu. Oyunu gece yarılarına dek defalarca izledikten sonra, Nesimi amca ile birlikte eve dönüyorduk. Ankara’daki gösterinin tamamlanmasından sonra İstanbul’a giderken beni de birlikte götürdüler… Kavacık’ta, genişçe bahçesi olan bir gecekonduda oturuyorlardı. 1965 seçimlerinden sonra Türkiye İşçi Partisi’nin Meclis’e 15 milletvekili ile girdiği günlerdi. Âşık Nesimi’nin evi üniversiteli gençlerin, ilerici, sosyalist aydınların uğrak yeri haline gelmişti. Mehmet Ali Aybar, İlhan Selçuk, Çetin Altan, Can Yücel ve Yaşar Kemal evin sürekli konukları arasındaydılar.”

Muaz ERGÜ