Anadolu, geçmişte çok sayıda uygarlığa yurt olmuştur. Şimdiye kadar keşfedilebilen bu uygarlıkların en büyükleri Hititler, İyonlar, Lidyalılar, Urartular ve Firigler’dir. Bu nedenle Anadolu, çok derin ve geniş bir tarihi mirasa sahip olmakla ünlüdür.
Gelgelelim, ünü sadece bununla sınırlı değildir ülkemizin. Aynı ölçüde, bu tarihi mirasa sahip çıkamamakla da adından sıkça söz ettirmiştir. Ne üzücüdür ki Anadolu’da hüküm sürmüş bu medeniyetlerin kalıntılarını barından eserlerin çoğu, ya yurt dışına kaçırılmış ya da dönemin Osmanlı padişahları tarafından yabancılara hediye edilmiştir!
Örneğin Aydın ili, Söke ilçesi, Balat köyünde bulunan Miletos Antik Kenti’nde yapılan kazılarda ele geçen bazı eserler, Sultan II. Abdülhamid’in emriyle Almanlara hediye edilmiştir. Bu kazılar sırasında bulunan M.S. 2. yüzyıla tarihlenen anıtsal Güney Agora Kapısı, bugün Berlin Pergamon Müzesi’nde sergilenen en önemli eserdir.
İzmir’in kuzeyinde bulunan antik Pergamon şehrinde bulunan Bergama Zeus Sunağı, dinsel -anıtsal bir eser olup 1870 yılında Almanya’ya kaçırılmış ve o da bugün Berlin’de bulunan Pergamon Müzesi’nde sergilenmektedir.
Aynı şekilde, Pergamon Athena Tapınağı Propylon Girişi Berlin Müzesi’nde, Nereidler Anıtı British Müzesi’nde, Troya Hazineleri’nin bir kısmı Atina Milli Müzesi’nde, bir kısmı ise Rusya’da, M.S 2. yüzyıla ait olan ve Antakya’da bulunan Üç Güzeller Mozaiği Paris Louvre Müzesi’nde, yine Antakya’da bulunan M.S.4. yüzyıla tarihlenen Dionysos Mozaiği Amerika Worcester Müzesi’nde, Aydın Geyre yakınlarındaki antik Aphrodisias Kenti’nde bulunan İhtiyar Balıkçı Heykeli Berlin Pergamon Müzesi’nde, Konya’nın Selçuklu ilçesi Beyhekim Mahallesi’ndeki Beyhekim Camii’nin çini mozaikli mihrabı Berlin Pergamon Müzesi’nde sergilenmektedir.
Bunun son örneği ise Göbeklitepe’de yaşandı. Eylül 2010’da Şanlurfa’ya 20 km. uzaklıkta Örencik Köyü yakınındaki Göbeklitepe’de, Alman arkeolog Prof. Dr. KlausSchmidt’in başkanlığını yaptığı kazı ekibi, 40-50 cm. yüksekliğinde, Cilalı Taş Devri’ne ait, bir insan başı ve üzerinde bir yırtıcı hayvan bulunan 11 bin 600 yıllık bir heykele ulaştı. Heykelin devamını bulmak ve bulunduğu ortamı daha detaylı incelemek için kazı ertesi güne bırakıldı. Sabah saatlerinde tekrar kazı alanına gelen Prof. Dr. KlausSchmidt ve ekibi, heykelin yerinde olmadığını fark edince olayı jandarmaya haber verdi. Ancak Jandarma ve Şanlıurfa Emniyeti’nin tüm aramalarına rağmen 11 bin 600 yıllık heykel bulunamadı. Devamında ne mi oldu? Kültür ve Turizm Bakanlığı, kazı başkanı Alman arkeolog Prof. Dr. KlausSchmidt’e 150 bin TL ceza kesti ve Prof. Dr. Schmdit’in cezayı ödemesiyle dosya kapatıldı. Evet, yanlış duymadınız! Bu kadar basit! Bu durumdan sadece kazı başkanı mı sorumlu? Arkeolojik bir eserin değeri para ile mi ölçülüyor? Ölçülüyor ise bu değeri kim belirliyor? Bu basit yaptırım, “Parayı veren düdüğü çalar,” algısı yaratmıyor mu? Hatta daha da derinleştirirsek, “Bir yolunu bulursanız, parayı vermeden de düdüğü çalabilirsiniz,” algısı oluşmuyor mu?
Bunlar sadece birkaç örnek… Yurt dışına kaçırılan ve dönemin yöneticileri tarafından yabancılara hediye edilen o kadar çok tarihi eser var ki, benim bunları tek tek saymaya ne gücüm ne de gururum elveriyor. Kendi tarihine, kendi kültür mirasına sahip çıkmayan bir toplumun ferdi olmak yeterince üzücü zaten.
Hadi yurt dışına kaçırılan eserleri bir kenara bırakalım, peki kendi elimizle yabancılara hediye ettiğimiz eserlere ne demeli? Bu halkın topraklarında keşfedilen, bu halka ait, bu toplumun kültürel mirasını, bu mirasın gerçek sahibi olan halka danışmadan, kendi malıymışçasına bir çırpıda yabancılara hediye edebilen bir zihniyetin neresini eleştireyim!
Av. Onur UBAY

























