Ben vatanımı deliler gibi sevdim. Hiçbir zaman aklımdan çıkarmadım, hiç unutmadım, unutmayacağım. Annem bildim, anamın mezarı başında dediğim gibi: Anam öldü! Buna ağlarım. Yalnız vatanım kurtuldu, bununla da teselli bulurum. Benim için ikisi birdir. Bir gün bu tutkumu kızım Gökçen’e şöyle fısıldadım: ”Gökçen! Ben bu toprakları çok seviyorum. Yurdumun dağını, taşını, havasını, insanlarını seviyorum. Bazı şarkılar bana bir gün bu insanlardan kopacağımı hatırlatıyor. İşte o zaman içime bir ateş düşüyor. Ve bu ateş sonradan gözyaşı olarak akıp gidiyor.”
Evet, ben yurdumu öylesine seviyordum ki, devletimin o karanlık günlerinde, vatanım mahvolursa eğer, yaşamamaya karar vermiştim. Uğrunda asla esirgemediğim hayatımı feda etmekle en büyük bahtiyarlardan olacağımı düşünürdüm.
Bilin ki, vatanımıza karşı her zaman önemli görevlerimiz vardır. En başta da gerektiği zaman onun yardımına koşmak, onu kurtarmak gelir. Yurdumuzun, ulusal sınırlarla belirlenmiş vatanımızın bütünlüğünü korumak, ey yurtsever, senin, benim, hepimizin temel görevlerindendir.
Şimdi katıl bana, birlikte haykıralım: Yurt toprağı! Sana her şey feda olsun. Kutlu olan sensin. Hepimiz senin için fedaiyiz. Fakat sen Türk milletini sonsuz hayatta yaşatmak için verimli olacaksın. Türk toprağı! Sen, seni seven Türk milletinin mezarı değilsin. Türk milleti için yaratıcılığını göster!
Prof. Dr. Cihan DURA
ATANAME/ Vatan: 8-9

























