Gözümü açıyorum, anlamaya çalışıyorum. Büyük bir gürültü ve sallanıyoruz. Sallantı büyüyor. Anlıyorum başımıza geleni. Çocuğun odasına koşuyoruz. Güvenli olduğunu düşündüğümüz bir yere kapanıyoruz. Nefeslerimizi tutuyor bitti bitecek diyoruz. Duracak gibi oluyor ama sonrasında daha şiddetli sallanmaya başlıyoruz. Evin içerisinden, dışarısından kırılma çatlama sesleri ve insan çığlıkları birbirine karışıyor.
Kaç saat sürdü diye saate bakıyorum ama saat daha 04.18,30. Aşağıya diyorum. Çünkü artçısı da yakındır. Şimdi hayattayız ama artçıya yakalanmamak gerek. Merdivenden diyorum oğluma ve eşime. Onla aşağıya doğru inerlerken ben kışlık giyisi, ayakkabı ve su poşete dolduruyorum. Telefonlar ve şarj cihazlarını ve bilgisayarımı da unutmuyorum. Tam kapıda artçısı yakalıyor. Nereye gidiyorsun der gibi yakalıyor ve başlıyor silkelemeye. Neyse ki önceki gibi saatlerce sürmüyor. Kısa sürüyor ve bırakıyor yakamı. Merdivenden koşar adım iniyorum. Merdiven boşluğunu çığlıklar ve haykırışlar dolduruyor. Düşenleri tutmaya ve kaldırmaya, panik yapmayın diye de uyarma gereği duyuyorum. Aşağı indiğimde araçlar çalışıyor. Aracına atlayan uzaklaşıyor. Neyse ki bizde aracımıza geçiyoruz. Zifiri karanlık ve bardaktan aslında kovadan boşalırcasına yağan yağmur ve insanların bilinç dışı içgüdüsel hareketleri otoparktan çıkmamızı zorlaştırıyor. Biraz trafik polisliği de yapmayı ihmal etmiyoruz. Neyse ki yola çıkıyoruz ama hareket etmek imkansız. Sanki bütün Adana yollara düşmüş. Güç bela ilerliyoruz ama açık alan düşünüyorum. Aklımıza gelen bir okulun bahçesine sürüyoruz. Yağmur aman vermiyor. Ne deprem duruyor ne de yağmur. Okulun bahçesinde izdiham yaşanıyor.

Telefonlara bakıyoruz. Evet deprem olmuş. Hem de çok şiddetlisinden. Neyse ki atlattık hayattayız diye seviniyoruz ama saatler ilerlemiyor. Sanki zaman durdu. Doğru bilgi alamıyoruz. Şehir, insanlar, yakınlarımız ne durumda? Bu deprem normal koşulda Adana’yı, özellikle Seyhan ve Yüreğir bölgesini perişan edebilir diye düşünüyorum. Ama hiçbir yerden haber alamıyoruz.

Sonra bir ses duyuyorum. Bulunduğumuz yere beş yüz metre kadar ilerde bir bina çökmüş diyor. O an gerçek bir acıyı ve korkuyu içimde hissediyorum. Yıkılan tek bir bina olabilir mi? Çok zor ihtimal. Başkaları da olabilir. Ne yapmalıyız? Nasıl yapmalıyız? Yağmurun altında beton yığınlarının altında insanlar gözlerimin önüne geliyor. Çaresizliğime kızıyorum. Saatler ilerliyor. Okulun bahçesinden çıkmaya çalışıyorum ama araçlar her tarafı kapatmış. Güç bela rica minnet zorlayarak aracı çıkartıyorum. Ailemi bir akraba evine götürüyorum. Orada hiç bir şey yok. Evler ayakta.Oraya bırakıyorum. Alabildiğim kıyafetlerle üzerimi giyip, yıkıldı denen evin başına gidiyorum. 17 katlı bina bir tepecik haline gelmiş. Arama kurtarma daha başlamamış. İnsanlar kendi çabalarıyla bir şeyler yapmaya çalışıyor ama çok yetersiz. Aşağıdan sesler geliyor. Susun deniyor. Susuyoruz. Sesin nereden geldiğine odaklanıyoruz ama çabalarımız yetersiz. Bu arada başka binaların çöktüğünü öğreniyorum. Tek tek hepsini dolaşıyorum. Her yığından bir iki taş da ben kaldırıyorum ama yeterli değil. Koca koca beton bloklar. İnsan gücünü aşıyor.

Depremin sadece Adana’da olduğunu sanıyorduk. Daha sonra anladık ki Adana ucuz kurtulmuş. Deprem, Türkiye’nin dörtte birini yıkmış. Deprem sırasında insanların içgüdüsel hareket ettiğini, can derdine düşen insanların nasıl davranışlar sergileyebileceğini yaşayarak gördüm. Beton bloklar ve molozlar altında kalmış insanların acı çığlıklarını duydum. Ve çaresizliğin ne olduğunu iliklerime kadar hissettim.

6 Şubat 2023 gününün 04.17 ve 05.00 arasını insanların unutmaması gerekir. Çünkü o gün insan gibi davranışı sergiliyorduk. Açıkçası çok daha insandık. Merak ettiğim nokta, bu can kayıpları olmadan da daha bir insan olarak var olmaya devam edebilecek miyiz?
Bünyamin AKA

























