“Bal tutan parmak yalar “demişler ve de tutmuşlar yalamışlar…
Biz çocukken dondurma yalamayı severdik. Köydeydik şehre gittiğimizde kavuşurduk külahta dondurmalara. Elma şeker masaldı elmalar gerçek yalamadık görmedik elma şekerleri. Âdem ile Hava elma yüzünden kovulmuş Cennetten. Belki onlarda yalamadı elma şekerlerini…
El etek öpermiş kendilerini kul sayanlar. Ama o zamanlar bile yalamak nedir bu kadar bilmezmişler. Ne bilsinler cahil imişler belki. Üstelik o zamanlar insanların ayakkabı değil çarık giydiği yıllarmış. O sebepten yalamak isteseler de nerede şimdiki ayakkabılar? “Yokluğun gözü kör olsun” Şimdilerde yok yok. Yıldızlı oteller yerine yıldızlı yalayıcılar bile var şükürler olsun. Yeter ki ayakkabı olsun. Yalamaya hazır yıldızlı şaklabanlar…
Ah ah rahmetli annem ve babam, bana çok kötülük etmiş çok. “Aman dışarda yeme birinin canı çeker” “Yalama parmağını çok ayıp” deyip yalamayı öğretmemişler. Oysa yalama devrinde yedi yıldızlı hekimlerin bir eli yağdanlıkta bir eli tövbe tövbe…
Tarihte çok devirler öğrendik. Cilalı, yontma, kaba falan… Ama yalama devri de var imiş, öğretmemiş öğretmenlerimiz. Belki o sebepten yadırgıyoruz Yalama Devrini.
Yalama Devri
Yalatma Devri
Yontma taş devrinden daha mı çağdaş ne?
Ama şu da bir gerçek ki Yalama Devrini yakalamak her insanın haddine değil.
Önce hekim olacaksın
Sonra vekil
Yıldızların otellerin yıldızından fazla olacak
Neyi yalayacağını bileceksin
Ayakkabının markası numarası çokta önemli değil
Kimin giydiği önemli
Giyenin yaşı senden küçük olsa da ağabey diyeceksin
Feleğin şaşmayacak
Yala yala bitmez yala yala…
Muhsin SALMAN 25.01.2023

























