Gizemli Tarsus Kazısı

0
1270

Yirmi iki yıllık polis memuruydu. Bir gün eve geldiğinde eşi, canının çok sıkkın olduğunu fark ederek, “Ne oldu?” diye sordu. “Beni yakacaklar,” dedi usulca, sonra elindeki CD’yi göstererek, “Bu benim teminatım, gerekirse Ankara’ya gidip her şeyi en ince ayrıntısına kadar anlatacağım,” dedi. Çok geçmedi, kendi beylik tabancasıyla ensesinden vurulmuş halde bulundu. Tarih 28 Ocak 2012’yi gösteriyordu.

Yukarıdaki ifadeler, basına yansıyan haberlere göre, gizemli olaylar sonunda öldürülen polis memuru Mithat Erdal’ın eşi Sibel Erdal’a ait. Eşinin öldürülmesiyle hukuk arayışına başlayan Sibel Erdal’ın söyleyecekleri bununla da bitmiyor. Eşinin kendine, “Bir süredir definecilerin içine muhbir olarak sızdım. Önemli bir kral mezarını kazıyorlar. İlçe Emniyet Müdürü beni görevlendirdi, Kaçakçılık Şube adına aralarına sızdım, olup biteni rapor ediyorum. Lahidin içinde altından 32 şamdan, kadeh, sikke gibi çok değerli hazine var. Dün akşam lahit kapağı açılmadan Kaçakçılık Şube benim ihbarımla baskın yaptı. 7 kişi tutuklandı. Ancak bugün baktım ki tutanakta hazineden söz edilmiyor, lahidin içi boş yazıyor,” dediğini iddia ediyor.

Sibel Erdal, 5 yıldır sürdürdüğü hukuk mücadelesinin ardından 2016’da Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a bir mektup yazarak bu olayları anlatarak dosyanın yeniden açılmasını talep etti ve eşinin görev başında öldürüldüğünü söyleyerek şehitlik statüsü verilmesini istedi. Ne olduysa bunun üzerine oldu. Soruşturma yeniden başlatıldı. Mersin’in Tarsus İlçesi’ndeki 82 Evler Mahallesi’nde bulunan o gizemli evdeki esrarengiz kazı da böyle başladı.

Türkiye’de bir döneme damga vuran en önemli olaylardan biriydi devlet eliyle yürütülen bu gizemli kazı. 2016 yılında başlayıp bir yıl süren kazı, o dönem tüm Türkiye’yi ekran başına kilitledi. Kırmızı bir evin bahçesinde, mavi brandalarla kaplanmış bir kazı alanı… Kazı alanına girip çıkan özel ve koruyucu kıyafetli görevliler… Kazı alanının çevresinde uzun namlulu silahlarla nöbet tutan emniyet mensupları… Kazı boyunca çevredeki evlerin çatılarına yerleştirilen keskin nişancılar… O sokakta ikamet etmeyen kimsenin sokağa girişine izin verilmemesi… Kazı alanına bakanların, milletvekillerinin dahi yaklaştırılmaması… Vatikan’dan gelen, “Tarsus kazısı ile bir ilgimiz yoktur,” açıklaması…

Her ne kadar devlet tarafından buluntularda envanterlik nitelikte taşınır-taşınmaz kültür varlığına rastlanmadığı açıklansa da bu açıklama kimseyi tatmin etmedi.

Yapılan röportajlarda mahalle sakinleri, o bölgede eskiden beri telefonlarının tam çekmediğini, sinyal kaybı yaşadıklarını, tv uydu görüntülerinin sürekli bozulduğunu, o bahçede derin bir mağara olduğunun herkesçe bilindiğini, daha önce de korsan defineciler tarafından kazı yapıldığını ama mağaraya giren hiçbir definecinin geri dönmediğini, mağara girişinde dev bir kapı ve kapının iki yanında iki büyük zenci heykeli olduğunu ifade ettiler.

Basına yansıyan haberlere göre kazıda, kral mezarı, tonlarca altın, değerli madenden heykeller, roma dönemine ait yeraltı şehri, tarihi tabletler bulundu. Bunların en ilginçleri ise gerçek İncil olduğu iddia edilen Barnabas İncili’nin bulunduğu ve dünya dışı yaşam bulgusuna rastlandığı haberleriydi. Ardından kazıda görev aldığını iddia eden iki arkeolog, 12 yıl önce aynı eve giren 15 kişinin geri dönmediğini, dönmedikleri gibi ceset ve iskeletlerinin de bulunamadığını, evin altında gizli bir geçit olduğunu, bu geçidin başka bir boyuta geçiş kapısı olduğunu iddia ettiler.

Tüm bu iddiaların hepsinden daha çarpıcı olan ise kazıda, Yahudilerin ve Tapınak Şövalyeleri’nin tam 26 asırdır aradığı ama bulamadığı, Hz. Musa’ya ait Ahit Sandığı’nın bulunduğu iddiasıydı. İstanbul’un Fethinin 568. yıldönümü kutlamalarında Ayasofya’nın üzerine yansıtılan Ahit Sandığı hologramı, bu iddiayı daha da güçlendirerek, Avrupa ve Amerika’ya bir gözdağı olarak algılandı.

Yetkililerce tatmin edici bir açıklama yapılmadığı için olayın içyüzünü bilemiyoruz. Yaptığımız açıklamanın hepsi şimdilik bir söylentiden ibaret. Zamanla bu sır çözülür mü? Çözülürse kim, nasıl çözer?

Av.Onur UBAY