Eski Anadolu’nun Yetiştirdiği, Dünya Kadını Olmaya Aday Bir Kraliçe
Puduhepa ve Memleketi Lavazantiya Kentinin Yeri Hakkında
Sonu Gelmez Kavga
Eski Köyde Yeni Âdet: Apayrı Bir Uygulama Olarak Metinlerde Zapta Geçirilen Adaklar
Üstün güce sahip olduklarına inanılan tanrılardan her pahasına bir şey koparabilme karşılığı adaklar kuşkusuz Taş Devri’nden beri uygulanan ve uzun geçmişi olan bir gelenekti. Ne var ki Puduhepa adak sunulmasına yeni bir şekil, yöntem ve anlam vermiş, onu neredeyse karşılıklı çıkar esasına dayanan torpile dönüştürmüştür. Adak sunmak suretiyle tanrıların iyiliğini kazanmayı çok daha yaygınlaştırmış, çeşitlendirmiş ve bunları tüm ayrıntılarıyla metinlere geçirtmiştir. Bu da Puduhepa’nın icatları arasındadır ve Hattuşa’da çok sayıda örnekleri vardır. Adaklarında hep karşılıklı çıkar ilkesinden hareket etmiş (pratik zekalı Romalıların meşhur do ut des “veriyorum ki veresin” uygulaması), bir şey adamadan önce tanrılarla pazarlık yaparcasına onlardan bazı ön şartları peşinen yerine getirmelerini isteyecek kadar ileri gitmiş, hediyeleri ancak ondan sonra vermiştir.
Onun tanrılara bakış açısı neredeyse insanlar arasında yaygın olan “biri diğerinin yardımına muhtaçtır” (alter alterius auxilio aget) noktasında kilitlenmiştir. Bir adakta, kocasının sağlığına kavuşması halinde tanrıça Lelvani’ye kocasının yaşayacağı günler, aylar ve yıllar karşılığı gün, ay ve yılları sembolize eden altından ve gümüşten heykellerini yaptıracağını ve tanrıya sunacağını vaat eder.
Bir duasında ise kocasının yaşayacağı gün, ay ve yıllar karşılığı onun gümüşten heykelini yaptıracağını, baş, el ve ayaklarının ise altından olacağını belirtir. Ama kurnaz kadın yaptıracağı heykellerin büyüklüğü konusunda kendisini açık yükümlülük altına sokacak kesin ifadeler kullanmaz ve “ağırlığının önemi yoktur” diye geçiştiriverir! Aynı kandırmaca aşağıda sunacağım Ankuva kentinin modelleriyle ilgili olarak da karşımıza çıkmaktadır. Gün, ay ve yıllar gibi soyut kavramların nasıl madenden somut nesneler haline dönüştürüldüğü bir muammadır. Ama Hititler işlerine geldiğinde temsil edilen nesnelere “hayat, selâmet, ruh” vs. gibi çok daha somut şeyleri sokmuşlar ve onların madenden sembolik tasvirlerini yapmışlardı. Burada belki de ilgili kavramların değerli madenlerden yapılmış hiyeroglif yazısındaki karşılıkları söz konusuydu. Bunun dışında, insan hakikaten bu adak heykelciklerinin nasıl olduğunu merak ediyor, ama değerli madenden olmaları, günümüze kadar ulaşma şansını azaltıyor.
Adak metinlerinden birinde bir kral, arkasından da kraliçe adak vaat etmektedirler. Hattuşili’den sonra Puduhepa da kışla kenti Ankuva’nın bir yangında kül olup gitmemesi karşılığında şu adağı sunmuştur:
“Kraliçe Göğün Fırtına Tanrısı’na şöyle adak etti: ‘Eğer Ankuva Kenti kurtulursa ve tamamen yanmazsa, sen Göğün Fırtına Tanrısı için gümüşten bir kent (modeli) yaptıracağım; ağırlığının önemi yoktur (ve onu sana) bir sığır ve sekiz koyun (la birlikte) vereceğim”.
Adak metinlerinden birisinde yaptıklarına tarafsız ve ön yargısız bakıldığında onun çok sosyal ve iyiliksever birisi olduğu, kimsesizleri evlendirdiği, muhtaç çocukları evlatlığa verdiği görülür. Meselâ bu metinlerden birinde şöyle der:
“Titai isimli bir kızı Apallu’ya zevce olarak verdim. Titai’nin kardeşi Tatili isimli bir oğlanı Apallu’ya yetiştirmesi için verdim. … Pitati isimli emzikli bir kız ve Temetti isimli bir oğlan (ise) Pitau[..]ya’nın oğlu SUM-ya’ya bakıma verilmişlerdir”.
Ancak aynaya ters taraftan da bakılabilir ve tüm bunları ekonomik çıkarlar, yani devlet çiftliklerinde çalışan ırgatların ve kölelerin üretimini arttırmak amacıyla yaptığı da düşünülebilir. Belki de söz konusu insanların pek çoğu savaş tutsaklarından oluşan NAM.RA veya onların çocuklarıydı. Yani sonuçta insanlık tarihinin yüz karası ve baş belası kölecilik söz konusuydu!
Tıp, Büyücülük, Okült Ayinler ve Farmakoloji Alanlarında da Sayısız Yenilikler Getirmiştir
İlgili alanlardaki yeniliklerin pek çoğu günlük yaşamdaki gereksinmeler ve empirik sınamalar sonucu ortaya çıkmıştır. Çukurova, Amanos ve Torosların en şifalı otları Hititlere derman olurken, orada yaşayan insanlara geçim kaynaklığı yapmıştır. Hurriler ve Puduhepa gibi çalışkan ve meraklı botanikçilerin öncül faaliyetleri olmadan bir Anavarzalar Dioskrudes’in ortaya çıkması ve binlerce şifalı otu tıbbi tedavinin hizmetine sunması açıklanamaz. Devam edecek…
Prof. Dr. Ahmet ÜNAL

























