Kan Tutar Beni

0
1386

Cinnetin tomurcuğuna uzanan düşünce bulutları en ıslak dengemin öpüşlerine vurgun.    Her an ölebilirim.

Hadi içinden geldiği gibi bağır!

Aklın merhametine vakitsiz açan kanatlar tiryakisi zilsiz sabahların kıskacında geride mağrur bırakıyorum düşlerimi.

Her an ölebilirim.

Kırmadan çiçeklerin tacını, kelimelerin ellerine yapışmadan ve artık acımadan kanayan yüreğimin sihirli saçları…

Yüzümün kıyılarında kürek mahkûmu kırgınlığım ve umutsuzluğumun kapana dert olan zeytin teninden sıyrılarak düşmek istiyorum toprağa.

Her an ölebilirim. Ölmem gerekiyor belki de…

Kapı dışarı edilen soğuk hislerimin çıkmaz sesi.

Hadi içinden geldiği gibi bağır!

Merhamet sağır, karanlığın gölge oyunlarında zenne atışları bulandırmış aklını göğün, girift bir yalnızlık tahtından indirmek düşleri sakıncalı.

Hadi çık estetiğin mavisine içinden geldiği gibi bağır. Testinin kırık altı, turuncu sözlerin yapay çiçek gözleriyle tanımaktan yoruldum izleri. Çukuruna kaçmış aşkın gamzeleri sarmaşık gibi sarmış kirpiklerini hüznün. Ben kazmadım kuyuları, kazma da tutamam, kan tutar beni.

İçmesini de beceremem pek, sevmesini de… Uzaktan severim hep…

Hadi haykır son sözlerin kulağına ateşin…

Anavarza’nın tarihe dalgalanan burçlarından sinekkaydı teslimiyet borazanları misali, emeğini uğursuza paylayan Çukurova musonları misali iri iri düşen damlalarla haykır. Hadi içinden geldiği gibi bağır. Her an ölebilirim. Kıvrıla kıvrıla yürüyen toprak yolların nefesinden bir çığlık ötede şikâyetlerin akran denginde geberiyor içselliğim.

Duyguların konforundan kayıtlı tuzaklara özgürleşen şimşekler kırıyorum, renk çıkmazı ayaklarım, o kadar çok yoruldum ki bir daha uyanmamak düşüncesiyle sermek istiyorum bedenimi kumsallara…

Bir giderim, öyle bir giderim ki bir daha hiç gitmem…

Kalsın üstü hayatın…

Bu dünya diğer dünyanın cehennemi nasıl olsa…

Selim Savaş KARAKAŞ