Eski Anadolu’nun Yetiştirdiği, Dünya Kadını Olmaya Aday Bir Kraliçe
Puduhepa ve Memleketi Lavazantiya Kentinin Yeri Hakkında
Sonu Gelmez Kavga
Dedik ya, Resmi Yaşamda Psikolojik Duygular Örtbas Ediliyor Diye. Ne Puduhepa Ne de Kocası, Aralarındaki Duygusal Bağdan Tek Kelimeyle Söz Etmiyorlar. Onun Yerine, Bize, Tanrı “Görücülüğü” ve Telkiniyle Gerçekleşmiş Bir İzdivaç ve Ismarlama “Aşk” Oyunları Yutturmaya Kalkışıyorlar.
Evliliklerine ilâhî gerekçe aramaları bizi, tarihi ve sosyolojik gerekçelere uyarak kuşkuya düşürmeli ve nedenlerini soruşturmaya itmelidir. Sanki Hatti’ye yabancı bir kadını kraliçe olarak getirmek abesmiş, suçmuş gibi Hattuşili hep, ben bu işi kendi rızamla, kalbimin sesine uyarak yapmadım, “tanrı buyruğu üzerine Puduhepa ile evlendim” gibi gerekçeler göstermektedir. Hatta daha da ileri giderek, muhafazakâr bir Rus kocaya “Bizi insanlar değil, tanrı birleştirdi” dedirten Tolstoi’dan binlerce yıl önce, aşk tanrıçası İştar’ın kendisinin rüyasına girerek, ona behemehâl bu kadınla evlenmesini buyurduğunu yazıyor. Ama niye böyle yapıyor, muammalı gibi gelse de, „çok lâf yalansız, çok mal haramsız olmaz!“ derler ya, işte Hattuşili’nin bu abartılı ifadesinde böylesine bir yalan, saptırma veya bir şeyler gizleme emeliyle karşı karşıya olduğumuzdan kuşku yoktur. Tarihçi, haklı olarak acaba Hitit sarayında ve toplumunda da yabancı bir kadınla evlenmek yadsınıyor muydu diye somadan edemiyor. Ve yanıtı da, evet, tüm mesele tam olarak burada düğümleniyor şeklinde oluyordu. Çünkü Hattuşa’da, “Hitit soyundan” gelme düzinelerce prenses durup dururken kral naibi bir prensin yabancı bir Hurriliyi alıp getirmesi tuhaf kaçıyordu. Yabancı düşmanlığı her yerde olduğu gibi Hititlerde de vardı ve ilk entrika ve çekişmeler daha devleti kuran Hattuşili zamanında kendini göstermeye başlamıştı. Saraylarda yabancı düşmanlığının açık örneklerini görmek isteyenler sayısız vakalarla dolup taşan Tevrat’a bakabilirler. Orada şunlar anlatılır.
Esau 40 yaşına bastığında Hititli Beeri’nin kızı Yehudit ve gene Hititli Elon’un kızı Basemat ile evlenmiştir. Patriyarhların yabancı Hitit kızlarıyla evlenmeleri, İbrani kadınlar arasında öfke ve kıskançlığa yol açmış ve onların yabancı düşmanlığı duygularını körüklemiştir. İsaak’ın karısı Rebekka kocasına hitaben şu söyledikleri, bu nefretin tipik bir ifadesidir:
“Hititli kadınlar yüzünden hayatımdan iğrenir oldum. Eğer Yakup da kendisi için bir Hititli kadın arayacak olursa, ben ne güne yaşarım artık?”
Puduhepa da her nedense nasıl evlendikleri konusunda hep susuyor, özgün iradesine ve üstün haklarına rağmen bu dağlı ve çorlu Hitit prensini nasıl oldu da kocası olarak seçtiğini bize bir türlü ifşa etmiyor, kocasıyla yarışırcasına tanrısal iradeyi yüceltip, Arinna’nın Güneş Tanrıçası’nın kendisini Hattuşili ile evlendirdiğini yazıyor.
Sormadan Edemiyoruz: Puduhepa Fiziki Açıdan Nasıl Bir Kadındı?
Puduhepa ve Hattuşili kaç yaşlarında evlenmişlerdi sorusu hep yinelilir durur, ama gene kesin yanıtı yokur. Puduhepa’nın ilk evliliğiydi ve 13-16 yaşında olmalıydı. Hattuşili daha önce başka bir kadınla evliydi. Dul kalmıştı ve erkek kız bir dize çocukları vardı. Puduhepa’yla evlendiğinde en az 35’in üzerinde olmalıydı.
Sık sık yöneltilen sorulardan biri de, Puduhepa’nın güzel bir kadın olup olmadığıdır. Kesinlikle bunu da öğrenecek durumda değiliz. Her halükârda mühim olanın beden yanında ruh güzelliği olduğu göz ardı edilemez. İster güzel ister çirkin olsun, onun üstün bir zekâsı, cazibesi, gücü ve başka kadınlarda olmayan özel becerileri vardı.
Puduhepa’nın asıl üstün basan ve tarihe yansıyan tarafı, Hattuşa’da eşi üzerinde şahsî ve siyasî otorite kurmuş olmasıdır. Bunun kaynaklarına nasıl ve nereden ulaştığıysa gene bir sırdır. Ya kendisi aşırı güçlüydü ya da eşinin karakter zayıflığı işini kolaylaştırmıştı. Augustus’un karısı Julia’ya kocasının üzerinde nasıl etkili olduğunu, hakimiyet sağladığını sorduklarında, onun işlerine karışmamakla cevabını vermiş. Puduhepa ise bunun tamamen aksini yapmıştır. Kocasını sen hastasın, bir şeyden anlamazsın diye bir kenara atmış, tüm islerine burnunu sokmuştur.
Kocasıyla birlikte bir “haklı mazlumlar” (righteous sufferer) psikozu geliştirdiler. Bu suretle iyi kötü her yaptıklarında kendilerini haklı gösterme yarışına girdiler. Niye herkes bize düşman? Niye düşmanlarımız bizi hepten suçlu zannediyor, hiç kimse bize kulak asmıyor, inanmıyor, hak vermiyor gibi diyalektik sorularla kitleler arasında acıma duyguları yarattılar ve gördüğümüz kadarıyla başarılı da oldular.
Bu kadın, savaş alanlarında savaşmak dışında kalan hemen her devlet, idare, din, politika işlerine el atmıştır; bunlara kısaca sayacağım.
Prof. Dr. Ahmet ÜNAL

























