Bitkiler Yeşil Kimyasal Fabrikalardır

0
630

Canlılar aleminde bitkiler beslenme zincirinin en alt sınıfında,  ilk basamağında yer alırlar. En eşsiz işlevleri hiç şüphesiz ki fotosentez yoluyla güneş enerjisini kullanarak enerjiyi besine ve oksijen gazına dönüştürme yetenekleridir. Besin zincirinin üst basamaklarında yer alan etçil tüketicilerin ana besin kaynakları olan bitkiler, sahip oldukları sekonder metabolitleri sayesinde de çok çeşitli kimyasal maddeler üreten birer yeşil fabrika gibi çalışırlar (Sekonder Metabolit; onu üreten organizmanın gelişimi ve üremesi için elzem olmayan maddelerdir). Aslında sadece sekonder metabolitleri değil, çok çeşitli fitokimyasal içerikleri nedeniyle beslenme dışında, yakıt hammaddesi, tekstil sanayinde (iplik üretimi gibi), boya sanayinde, tıp ve tarım ilaç sanayinde, farmasötik alanı gibi çok farklı sektörlerde hammadde olarak kullanılmaktadır. İçinde bulunduğumuz yüzyılın yakın gelecekteki yeşil fabrika endüstrisi, bitkiler olacaktır.

Tarım sektörü bitkisel-hayvansal üretimden başlayarak, sulama ve mekanizasyon sistemleriyle, tohum, gübre, alet-edevat temini gibi sarf malzeme tedarikiyle, işçilik ve danışmanlık hizmetleriyle, ileri bilişim teknolojilerinin kullanımıyla, elde edilen ürünlerin işlenmesiyle ve nihayet bunların pazarlanmasıyla ilgili birçok iş olanakları barındıran dev bir endüstridir. Elektronik çağında yaşıyoruz, ancak bütün canlı hücreler yaşam faaliyetlerini sürdürmek için beslenmek zorundadır. Basit bir örnek vermek isterim; iş yerinde kısa bir mola alındığında hepimiz elimize çay-kahve gibi içecekler ve atıştırmalıklar alırız, yemek için mola veririz. Tükettiğimiz bütün bu gıdalar temel olarak nereden elde edilmektedir? Çiftlikten-çatalımıza beslenme ziraat ile başlar. İnsanlar elektrik-elektronik olmadan da yaşamlarını sürdürürler ama beslenme olmazsa mümkün değildir. Bu demek değildir ki ‘’ben teknolojiye karşıyım’’, vurgulamak istediğim konu tarıma hak ettiği değer verilmiyor. TÜİK verilerine göre tarım alanı yaklaşık % 12 azalırken, istihdam oranı da % 44 azalmıştır. Bazı yıllarda kullanılan tarım alanı yüzdesi artış gösterirken bu artış çayır-mera alanlarına doğru gerçekleşmiştir. Globalleşen kapitalizm, en kısa sürede en küçük birimden/alandan en fazla para kazancını hedefler. Bu nedenle tarımsal yatırımlar bilişim teknolojilerine nazaran azalmaktadır. İlkel çağlarda ilkel tarımda teknoloji yoktu, bilinçli bir bilgi birikimi de yoktu. Aynı araziye ardı ardına aynı bitkilerin ekimini yapan ilkel insanlar bir süre sonra verim düşüşü yaşardı, sonra o araziyi terk eder yeni bir tarlada ekim yaparlardı. Teknoloji devrimiyle makineleşen tarımsal prosesler, kimyevi gübre kullanımı, münavebe, GDO’lu üretim gibi yenilikler hem verim artışında hem de ticari kazançta önemli sıçramalar yapmıştır. Sanayi devrimi hasılatta verim artışı sağlamış ancak hem bitkilerde hem de tüketicilerde çeşitli hastalıkların da gelişimine neden olunmuştur.  İnsanoğlu günümüzde tekrar eskiye yönelmeye başlamış ve organik tarım yükselen bir değer haline gelmiştir. Zaten insanoğlu eski çağlarda ilkel üretim yapılan yıllarda doğal besleniyordu. Şimdi tekrar eskiye dönüş ama modern bir anlayışla önem kazanmaya başlamıştır (modern anlayış; ekim münavebesi, ıslah edilmiş tohum-fide kullanımı, makine yardımıyla ekim-dikim-kültürel önlemler gibi).

Kimyasal maddelerin üretimi binlerce yıldır yapılsa da endüstriyel üretime geçiş 17. yy ‘da başlamış ve beraberinde ekolojik kirliliği getirmiştir. 18. yy ‘da endüstriyel üretim çeşitliliği artmış, 19. yy geldiğimizde kimya endüstrisinde zararlı atıkların geri dönüşüm çalışmalarıyla ‘’yeşil’’ yaklaşım anlayışı ortaya çıkmış, 20. yy ‘da ise kömürden-petro kimya endüstrisine geçilmiştir. Ekolojik kirlilik konsepti 1960 ‘lı yıllara kadar ihmal edilmiştir. Yeşil kimya, kökeni fosil kaynaklı hammadde olan ve gıda atık maddelerinden türeyen plastiklerin biyolojik parçalanması (bakteriler kullanılarak) çalışmalarına evrilmiş ve biyoatık maddelerin geri dönüşüm sistemleriyle ilgili araştırmalara odaklanılmıştır.

Yeşil kimyanın başarısı, çevreye ve canlılara zarar veren kimyasal uygulamaları düzenleyen yasalar ile halen devam eden ve interdisipliner geliştirilecek yeni araştırmalara bağlı olarak ortaya çıkacaktır. Kimyasal atıkların canlılar alemindeki olumsuz etkileri kimya endüstrisinde ki dev firmalar da reformist değişimlere neden olacak böylece daha güvenli ve sürdürülebilir bir yaşamı da garantileyebileceğiz.

Ben bir marketin manav reyonuna veya pazara gittiğimde eczaneye girmiş gibi hissederim. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre tıbbi ilaç formülasyonlarının yaklaşık % 25‘i tıbbi bitkilerden, Gıda ve Tarım Örgütüne göre tıbbi ilaçların % 30‘u bitkilerden elde edilmektedir. Bu nedenle doktor ve eczane yerine beslenmemize yatırım yaparak vücut sağlığımızı koruyalım ve bağışıklık sistemimizi güçlendirelim. Doğa zaten yeşil fabrikalarıyla insanlığın hizmetine her zaman hazırdır.

Dr. Öğ. Üy. Berna Baş

Gaziantep Üniversitesi

Fen-Edebiyat Fakültesi