Seçim yaklaşıyor. Seçim yaklaştıkça doğal olarak siyasi partiler de bir hareketlilik başladı. Ama bu hareketlilik bildiğimiz anlamda bir hareketlilik değil. Daha çok bir çırpınış hali gözüküyor. İşin kötü tarafı bu çırpınışı, çok da farkında olmadıkları bir durum içerisinde yapmaları. Çırpınış, kurtuluş umudu taşımanın sonucu olarak ortaya çıkan bir eylemdir. Ama nasıl bir durum içerisinde olunduğu bilinmeyince, eylemleri amaçsız ve sonuçsuz kalıyor.
Osmanlı Devleti’nin son günleri de böyleydi. O günlerde de birçok parti kurulmuştu ama en önemlileri yani devleti yönetmiş olan; İttihat ve Terakki Partisi ile Hürriyet ve itilaf Partisi. Osmanlı batarken bunlar devleti yönetiyordu. Yada öyle sanıyorlardı, muhalefet ve iktidar olarak. Memleketi kurtarmak için meclis kürsüsünden sürekli bağırıp çağırıyorlardı ama Osmanlı battı. Çünkü devleti yöneten bu kadrolar, bu partiler nerede olduklarının, ne yaptıklarının farkında değillerdi. Bu siyasiler, bataklığa düşmüş ve bataklıkta çırpınıyorlarken, battıklarının farkında değillerdi. Bu çırpınışları, Osmanlı Devleti ile batmalarına yol açtı. Bu halk, o çırpınanları izledi. Arkasından gitmedi. Bataklık olduğunu gören ve o bataklığa hiç girmeyen, Mustafa Kemal’in peşinden, umuda yelken açtılar.
Türkiye ekonomik bir kriz yaşıyor ama asıl kriz, Türk siyasi hayatında yaşanıyor. Ekonomik krizin de temelini oluşturan, siyasetin içerisinde olduğu kriz. Siyaset bir bunalım yaşıyor ve iktidarın tutumundan ve uyguladığı yanlış politikalardan dolayı partilerin içinde bulunduğu kriz gözükmüyor.
Çünkü herkes iktidarı ve yanlışlarını gözlüyor ve buna yoğunlaşıyor. İktidarın bu tutumu mevcut siyasi partilerin iç sorunlarını perdeliyor. Siyasetin içine düştüğü siyasetsizlik gözükmüyor. Bu durum halkta güvensizliğe yol açıyor ve bu güvensizlik, derin bir umutsuzluğa dönüşüyor.
İktidar, ülkeyi kötü yönetiyor ama muhalefet ben iyi yöneteceğim diyemiyor. Sadece o beş veriyorsa ben on vereceğim diyor. O şöyle yaptıysa ben böyle yapacağım diyor. O zaman birbirinizden ne farkınız kalıyor?
Türkiye, üretim sıkıntısı içerisinde. Üretemiyor. Finans oyunlarıyla idare edilmeye çalışılıyor. Ortada elle tutulur proje yok. Partilerin kendilerine ait ilkeleri de yok. Bu durum belirsizlik ve güvensizlik yaratıyor. Bugün %20’lere yakın kararsız seçmen oluşu ne yazıktır ki bu durumun sonucu. Emperyalist ülkelerin hareketliliği ve maşaları Yunanistan’ın efelenmeleri bundan değil mi? Türkiye’yi yine hasta adam olarak mı görüyorlar?
Siyasi partilerin örgütleri yetersiz. Çoğunun hiçbir eğitimi, birikimi yok. Birçoğu nasıl çıkar sağlarımın peşinde. Bu durum partilere karşı güvensizlik yaratıyor. Eğitimli, idealist kişiler ise genelde parti içerisinde söz sahibi edilmiyor ve partisi ile arasına mesafe konuyor.
Şuan yine siyasi partiler çırpınıyor. Memleketi kurtarmak için değil. Kendilerini iktidarda tutmak yada iktidara çıkmak için. Millet yine seyrediyor, bataklıktaki çırpınanları. Umutsuzca ama yine bir umut peşindeler.
Bu millet yine bir kurtarıcı bekliyor. Çıkar mı yine bir Mustafa Kemal? Çok zor. Mustafa Kemal bir daha gelmez ama şimdi hepimizin, birer Mustafa Kemal olması gerekiyor.
Ne diyelim, bataklıkta her şey çürük kokar. Kendimizi bu kokuya alıştırmayalım.
Bünyamin AKA

























