GÜBÜLÜS DEDE -2

0
592

Azıkta ne varsa yedik.

Gübulüs Dede dişsiz, kupkuru ağzında

çok komik çiğniyor lokmaları.

Lokmaları bir o tarafa , bir bu tarafa.

İşi zor Gübülüs  Dedenin.

Bizim dişlerimiz  köpek dışı kadar keskin

Tükürük bezlerimizden fışkırıyor enzimler.

Taşı yesek eritmeye hazır midelerimiz.

Gubülüs Dede elindeki kalaylı çingili uzatıp

– Pınardan biriniz su getirin bre, dedi.

– Ben getiririm dede, dedim. Ama bir şartla.

Dedem GÖĞUMAR hakkında

bir sürü dedi kodu dolaşıyor dillerde.

Torunu olarak zoruma gidiyor.

Onun hakkındaki gerçeği anlatırsan.

– Tamam, dedi.

Ben koştum dereye.

Derenin içine girmemle ,

kurbağalar, yengeçler kaçıştılar .

Berrak , kaynayıp duran pınarı daldırıp çıkmadım çingili.

Aynı hızla koşarak geldim ağacın altına.

– Breh breh Maşallah , bu ne hız ? Dedi.

– Derdim büyük  dede, dedim.

Dedem hakkında çok kötü şeyler anlatıyor biri .

Dönek, diyor. İngiliz uşağı, diyor…

– Kimmiş o?

– Boş ver dede. Sen iyi biliyorsun kim olduğunu.

Gübülüs  Dede gülüyor.

Dişsiz ağzı yayılıyor. Çok sevimli.

Sonra kana kana içiyor suyunu.

O içtikçe boğazından “Gurk, gurk” ses geliyor.

Parlak su titreye titreye azalıyordu.

İçmesi bitti ağzını sildi.

– Geçip gitmişlerinin ruhuna ulaşsın , dedi.

Başladı anlatmaya…

Deden  çok  yakışıklıydı.

Güzel türküler, ağıtlar  söylerdi .

Düğünlerde önüne konan

bir inektası  yayıktan yeni çıkmış tereyağını

avuç avuç yiyerek

sabaha kadar türkü söyleyen ,

kızların kadınların gönlünde taht kurmuş bir hovardaydı..

Bir arap atı vardı rüzgar kanatlı…

Devam edecek…

Ragıp KURT

Görsel:Alıntı