ÖĞRETMENLERİMİZ VE SORUNLARI

0
1133

Emek ve hak mücadelelerinde, konu hakkında söz sahibi olan konunun özneleridir. Konunun odak noktası güncel sorun olarak belirginlik kazanır. Kitleler bu soruna yönelir. Bugün, güncel sorun:

14.02.2022 tarihinde yürürlüğe giren  “Öğretmenlik Meslek Kanunu”dur.

Güncel sorunun nasıl çözüleceğine dair teknik ve yöntemsel tartışmalar, yine mücadelenin öznelerince karara bağlanır. Bu tartışmaların boyutları güncel sorunla ilgi olduğu kadar yapısal sorunlarla ilgili olabilir. Teknik ve yöntemsel tartışmalar güncel sorunlarla ilgili olduğu kadar özetlenmiştir.

Güncel sorun ve güncel sorunun nasıl çözüleceğine dair teknik-yöntemsel tartışmalar, genel yapısal sorunlarla da ilişkilidir. Güncel sorun, genel yapısal sorunlara eklemlenmektedir. Emek ve hak mücadeleleri, güncel sorunları çöze çöze ilerler. Güncel sorunların, hangi teknik işleyişle hangi yöntemle çözüleceği konunun öznelerince belirlenir ve güncel sorun ortadan kaldırıldıkça yapısal sorunlara yönelebilir.

Bizlerin gözlemi şudur ki:

Öğretmenler, “Öğretmenler Meslek Kanunu”nun yol açacağı sorunları şimdiden öngörmüş ve sorunların yaşanmaması için bir dayanışma içerisine girmişlerdir. Bu kanunun bu hâliyle yürürlükte kalmasının eğitimin-öğretimin var olan sorunlarını derinleştireceği hakkında görüş birliği mevcuttur. Özetlere geçebiliriz.

ÖZETLER:

GÜNCEL SORUN: “Öğretmenlik Meslek Kanunu”

Öğretmen Meslek Kanunu, ihtisas mesleği olan öğretmenliğe(her öğretmen branşında uzmandır!)ayrıca bir “uzmanlık” tanımı geliştirmiş ve bu uzmanlık tanımını sınav şartına bağlamıştır. “Kariyer basamakları” olarak adlandırılan bu uzmanlık tanımınca,“uzman öğretmen” ve “başöğretmen” unvanları söz konusudur. Adı geçen unvanların edinebilmesi için öngörülen sınavın içeriği ise öğretmenlerin branşlarınıyok saymaktadır. Bu unvanları edinebilmek için sınava girişin önkoşulu ise 10 yıl olarak belirtilmektedir. Süre önkoşulunun ise hâlihazırda çalışan ve mesleki yaşamında belirli süreyi tamamlayan öğretmenler için anlamsız olduğu vurgulanmaktadır. Kanunun bu hâli ile başöğretmen olamadan emekliye ayrılacak öğretmenler söz konusudur. Bu ilkesel karşı çıkışın yanında söz konusu unvanların öğretmen-öğrenci-veli arasında var olan sorunlara yenilerini ekleyeceği öngörülmektedir.

Bu unvanların getirisi olan maaş farkının ise (unvanların ediniliş biçimi olan sınav ve sınavın içeriğinin yanlışlığı nedeniyle) “eşit işe eşit ücret” ilkesine aykırı olduğu görüşü hâkimdir. Temel itiraz noktası geliştirilen unvanlara dairdir. Bu unvanların eğitim ve öğretimdeki bütünlüğü bozacağı öngörülmektedir. Kanunun var olan hâlinin, bir meslek kanunu niteliğinden uzak olduğu değerlendirilmektedir. Bu bağlamda, deyim yerindeyse, kanun ölü doğmuştur. Ölü doğan bir kanunu yaşatmanın imkânı ve anlamı yoktur, görüşü öğretmenlerce dillendirilmektedir. Bu yaklaşımın talebi, kanunun iptali yönündedir. İsteği ise öğretmenlerin yapısal sorunlarını da çözebilecek bir kapsamda yeni bir “meslek kanunu”nun yapılmasıdır.

Yine, deyim yerindeyse, kanunun sezaryen ile erken doğurulduğu iddiası da söz konusudur. Bu yapay doğuma, yaşam imkânı verebilmek için “sınavın iptali” ve “kanunun iyileştirilmesi”ne dönük istek de dillendirilmekle beraber genel bir görüş niteliğinde değildir.

TEKNİK VE YÖNTEMSEL TARTIŞMALAR:

Öğretmen Meslek Kanunu’na getirilen eleştiriler ilk başta duymamazlıktan gelinmiş ama öğretmenlerin haklı ve ısrarlı mücadelesi ile kamuoyunda –yeterli olmasa da- tartışılmaya başlanmıştır. Adı geçen kanunun, yol açacağı sorunları engellemek adına mücadele eden öğretmenler; bu mücadelenin nasıl gerçekleşeceğine dair de tartışmalar yürütmektedir.

Bu tartışmaların ana odağı ise sendikal aracılıklarda düğümlenmektedir. Bazı sendikaların, öğretmenlerin özlük hakları mücadelesinden çok iktidarla olan yakın ilişkisini önemsediği, iddiası söz konusudur. Bu iddianın temellendirilmesi şu kanıtlar öne sürülerek sağlanmaktadır: ilgili sendikaların; adı geçen kanuna dair ciddi bir eleştiri geliştirmemesi ve öğretmenleri eylemlilik sürecine çağırmaması.

Bu durum, öğretmenlerin yetkili sendikadan istifa etmesine kadar varmış durumdadır.

Yukarıda özetlenen duruma getirilen çeşitli bakış açıları, şu teknik ve yöntemsel tartışma konularını ortaya çıkarmıştır:

-Söz konusu sendikalara verilen tepkinin biçimi nasıl olmalıdır?

-Söz konusu sendikalara verilen tepkinin, temelinde “Öğretmen Meslek Kanunu”nun kendisine verildiği nasıl vurgulanmalıdır?

-“Öğretmenlik Meslek Kanunu”na karşı çıkışla sağlanan öğretmen dayanışması nasıl büyütülmelidir?

-Konuda yeterli bilgisi olmayan veya tartışmalara katılmayan öğretmenler, konudan nasıl haberdar edilmeli veya tepki vermeleri nasıl sağlanmalıdır?

-Adı geçen kanuna yönelik karşı çıkışın üslubu nasıl geliştirilmelidir? (Öğretmenlerin mesleki gelişime kapalı olmadığı, adı geçen kanunda söz konusu sınavın mesleki gelişim ile alakası olmadığı, nasıl aktarılmalıdır?)

-Adı geçen kanuna dair hangi eylemlilik durumları geliştirilmelidir? (İş bırakma, üretimden gelen gücü kullanma, gündemde olan bir öneridir.)

Sıralanan ve artırılabilecek bu teknik ve yöntemsel tartışmaların gerçekleşmesinin nedeni, “Öğretmenlik Meslek Kanunu”na karşı çıkışın nasıl daha da büyüyebileceği ile ilgilidir.

Konu sendikalar olunca, yıllara dayanan deneyimler ve yıllara dayanan sorunlar da gündeme gelmekte; ve sorunun çıkış noktası olan “ÖMK” gözden kaçabilmektedir. Bu bağlamda, “ÖMK”, hem öğretmenler hem de sendikalar için bir sınanma süreci olarak da değerlendirilebilir.

Bizce, bu tartışmalar, şu aşamada, “ÖMK”ya karşı verilen mücadeleyi büyütecek, ilkesel tutarlılık gerçekleştirebilecek ve öğretmenin genel taleplerini yansıtabilecek bir formasyona kavuştuğu düzeyde anlamlıdır.

Ve yine, bizce, sosyal medyada ortaya konulan çalışma ve çabalar (kamuoyu oluşturma, dayanışma ruhunun geliştirilmesi, görüş alışverişi…) ile kazanılan ivme, hızla ilerlemektedir. Sendikayı yadsımayan ama sendika üstü bir akılla yürütülen mücadelenin, şu aşamada okullarda –yani sahada- nasıl verileceğine odaklanılmalıdır.

GENEL YAPISAL SORUNLAR:

Güncel sorunlar, yapısal sorunların sonucu olduğu kadar; çözülmeyen güncel sorunlar yığılarak, yani var olan ama artık konuşulmayan sorunların bütünü olarak, yapısal sorunları oluşturur.

Güncel sorunların tartışılması işte bu eskimiş (kanıksanmış!..) ama varlığını sürdüren sorunların da konuşulmasına yol açar. Kaldı ki güncel sorunlarla yapısal sorunlar iç içe geçmiştir.

Güncel tartışmalar yapılırken, istek bu yeni sorunun yapısal sorunlara eklenerek, eskimemesidir! Yapısal soruna eklenmesinin önlenmesi, güncel sorunun çözülmesi gerekmektedir. Yani, güncel sorunu çözmek aslında yapısal sorunu çözmeye yönelik de bir adımdır. Bundan dolayı, güncel sorunu çözmek, yapısal sorunu çözmek için atılmış bir zorunlu adımdır. İşbu durumda, yapısal sorunlar bir günde oluşmadığından, bir günde çözülemez. Ama güncel sorun, sorunun sıcaklığından dolayı çözülebilecektir ve ardından yapısal sorunu çözmeye yönelebilecektir. Çözüme giden yol öğretmenin örgütlü, haklı ve ısrarlı mücadelesidir.

Tartışmalarda vurgulanan genel yapısal sorunları özetleyelim:

-Öğretmenin geçim derdinin yakıcılığı (memurlar arasında en düşük maaşa sahip oluşu)

-Öğretmenin mesleki saygınlığını kaybetmesi

-Öğretmenin baskı ve şiddetle karşı karşıya kalışı

-Okulların fiziksel koşullarının yetersizliği

-Okul yönetimlerinin siyasileşmesi

-Okullarda sendikal seçimlerin, eğitim-öğretim bütünlüğünü zedeleyecek bir biçimde değerlendirilmesi, öğretmen odasının kutuplaşmış atmosferi

-Müfredatın “çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre” düzenlenmemesi

-Aday Öğretmenlik

-Ücretli Öğretmenlik

-Sözleşmeli Öğretmenlik (Kadrolu olmamaktan kaynaklı hak kayıpları)

-Özel Sektörde çalışan öğretmenler (ciddi bir sorun olup, sorunları başka kapsamda ve alanlarda yoğunlaşmaktadır.)

Artırılabilecek yapısal sorunların, güncel sorunla ilişkisi ise şu konularda belirmektedir:

-Öğretmenlerin hak ettikleri maaşı almamalarından kaynaklı yaşadıkları ekonomik sorunlar

-Öğretmenlerin müfredatın donuk kalıpları, okul yönetimlerinin siyasi baskıları ve geçim derdi arasında sıkışıp kalmaları

-Tüm bunlara eklenerek, öğretmenlere branş dışı içerikten yoksun bir sınavla, eğitim-öğretim bütünlüğünü bozacak ve eğitim-öğretimin piyasalaşmasına öncülük eden “Öğretmenlik Meslek Kanunu”nun dayatılması.

SONUÇ:

Tüm yazdıklarımızı toplayacak olursak,

Ölü doğmuş bir kanunu, yaşatmaya çalışmak eğitim ve öğretimin felaketi olacaktır. Bu felakette ısrar edenler, ölü doğumun nedenidirler. Yıllar yılı eğitimi ve öğretimi piyasalaştıranlar ile öğretmeleri yoksulluk sınırının altında maaşa mahkûm edenler aynı kafanın farklı organlarıdır. Öğretmenlerin talebi, eşit işe eşit ücret, eğitim-öğretimin bütünlüğü, eğitim-öğretimin kamu hizmeti niteliğinin yeniden kazanması, çağdaş bir müfredat ile okulların siyasetten arındırılarak bilim yuvaları durumuna getirilmesidir.

Tüm bu taleplerin daha gür sesle yükselmesi için ise öğretmenlerin ÖMK’nin iptali için birleşmeleri birinci koşul olarak görünmektedir.

Arda ÇELİK