BASİT BİR Mahkûm

0
582

Gündüzlerin karıştığı insanlar içlerini kusuyorlardı hekim kapısına,

Ciğerlerini şişiren dertlerinden yakınıyor, belki de bir nebze sohbetle ilgi arıyorlardı.

Vebanın tükettiği organlarını kendi haline bırakmış kalbini ısıtacak bir söz arıyorlar kapıda; sıra sıra ter buharlaştıranlar.

Bir mahkûmun unutmuş dünyayı görme çabasıydı hekim kapısı. Dışarıda hayat nasıl devam ediyor merak ediyor değişen çöp kovalarının rengini, mevsimlerin tazeliğini, gökyüzünün avlu dışında görünümünü hissetme arzusu.

Başın da badigardıyla adımları sayılı, sözcükleri sınırlı. Sadece akan yaşamı ve diğer insanların özgürce koşuşturmalarını seyrederler.

Kimse bilmez hayatın akışı hangi duraklar da soluklandırır bizi. Fakat onların ki müebbetle belliydi.

Yaşanmış pişmanlıklarıyla art arda açılan sonra üstlerine kilitlenen bir düzine kapı, dört tarafı duvardan odalara gönderiliyorlardı.

Bahçe duvarına renkli çiçekler ekip mecburi öğrenilmiş sabırla büyütürler. Görüp yaşayabilecekleri tek renk çiçeklerinin olduğu bilincindeydiler belkide.

Kalabalıktan nefesleri karışır birbirlerine, tokalaşmaktan bile geri duran eski titiz hallerinden pek de eser kalmaz.

Bedenleri zayıfsa şanslılar ranza, iki kişiyle dolar, kalmazsa kendisine bir yatak bir örtüyle sıvışır yere.

Bizim rüyalarımızdan farklıdır onların rüyaları. Kendine ait olan odaları, yatakları, dışarıdaki evleri, süsler düşlerini.

Yaşamda hiç bir sebep, kendileri için o dünyada yaşamaya neden olmamalı. Suçlarının cezası, hayatlarına, hayallerine istediği küçük bir yiyeceği bile keyfince yeme duygularına prangalar vurmayla son buluyor.

Bilinmiyordu dışarından neler yaşadığı. Sevdiklerinin ayrı ayrı acı kederi, gökleri dolduruyordu. Oysa, anlaşılması zor olsa da aslında sadece kendine zarar verenlerin, keza kendi canlarını daha fazla yaktıkları yerdi, bitmeyen sıralı kapılar. Hak etti der bazısı. Hak etmiştir, insanın beynindeki nöronları bilmeden sadece hak etmiştir der. Hataya dalmış yanlışlarla dans için de bir insanı kurtarmak için çabalamaz bu bazısı. Sadece yargılar ve infaz eder…

Hastane bahçelerindeki çimenlerin yüzüne güldüğü çiçekler tebessüm ediyordu kendisine. O an bir koluna kelepçeli görevli, üç dört kişi ile aynı zamanda iki bileği kelepçeli mahkûm, alabildiğince içine yaşam çekiyordu, hastaneye giriş yaparken. Yaptığı şeylerin değil artık yapamadığı ve belki yalnız bir yürüyüşe bile özlem duyuyordu. Aynı istikamette giderken göz göze gelemedim kendisiyle her baktığın da çevirdim kafamı. Onu ayıplayan bakışlarım yoktu. Öyle algılasın istemedim. Şayet herkes öyle bakıyordu; cezai hayal gücüyle herkes işkence ediyordu. Bundan sebep, insanlarla göz teması kurmaktan çekiniyor olmalı ki her tavrın da mahcubiyet vardı. Dışarıya aksettiğimiz her duruş, her bakış, başkaları için derin anlamlar içerir. İnsan duruşuyla bile gönül yıkabilir. Başka birinin canını yakabilir. Ruhsal dünyası yıkılmış birine selam vererek siz bir şey kaybetmezsiniz. Fakat selamını alan kişi, bununla hayata daha sıkı bağlanabilir.

Satırların nazik notaları ömür boyu afiyetle yenir. Ne zaman eli kolu duygu olarak bağlanmış yada elleri gerçekten kelepçelenmiş birini görürseniz, bu satırları hatırlayın ve tebessümünüzü, sıcak bakışınızı eksik etmeyiniz! İhtimamınız size hayatın başka bir yerinde, tekrar size geri döner…

Neslihan AKKUŞ