BİR FİKRE KARŞI YİNE FİKİRLE MÜCADELE ETMELİDİR

0
1099

Çok beğendiğim bir özdeyiş vardır, “Küçük insanlar kişilerle, orta insanlar olaylarla, büyük insanlar fikirlerle uğraşır” der. Ben yıllardır basınımızı, sosyal medyayı takip eden biriyim; en çok gördüğüm hususlardan biri; insanların birbirini ağır ve aşırı şekilde eleştirmeleri, tahkir etmeleri, hatta birbirine hakaret etmeleridir. Elbette kişileri eleştireceğiz iyi yönüyle olduğu kadar kötü yönüyle de tanıyacağız, tanıtacağız. Görüşlerimizi sözle veya yazıyla nezaketle ifade edeceğiz, tamam. Ancak o noktada çakılıp kalmayacağız. Hemen “bu şahıs neden böyle davranıyor, neden böyle konuşuyor; fikirleri, eylemleri nelerdir, onunla nasıl mücadele ederim, topluma verdiği zararları nasıl önlerim” diye kendi kendimize soracak, bilgilenmeye çalışacağız. Çözümler bulup fikir ve iş olarak karşı bir davranış geliştireceğiz.

  • Kişilere karşı salt eleştirici, aşağılayıcı ve tahkir edici şekilde davranmak, mantık biliminde inceleme konusu olmuş, “kişiye yönelik muhakeme” adıyla kavramlaştırılmıştır. Bu nasıl bir şeydir, ne demektir, aşağıda kısaca açıklıyorum.

Önce, Fransız deneme yazarı Montaigne’in (1533-1592) şu sözüne dikkatinizi çekmek isterim: Çatabilirsen, önce fikirlerime çat; sonra bana! Eski Yunan’dan adını hatırlayamadığım ünlü bir şahsiyet de “vur fakat dinle” demiş. Konfüçyüs’ü de unutmayalım, diyor ki, söyleyecek sözü olmayan ya bağırarak konuşur ya da öfkeyle.

Bu güzel sözlerle kastedilen şey nedir? Yanıt: Kişiye yönelik muhakeme!…

Kişiye yönelik muhakemede insanların kişiliği, şahsiyeti işe karıştırılır. Latince terimi Argumentum ad hominem’dir, Türkçesi “insana yöneltilmiş muhakeme”dir. Bir tartışma sırasında muhatabın görüşünü, fikirlerini, o kişinin şahsı hakkında olumsuz yorumlar yaparak çürütmeye çalışmak” demektir. Muhatabın fikirleri, kanıtları çürütülecek yerde, onun namusu, şahsi âdetleri, kökeni, sağlığı, zihnî durumu, geçmişi, ailesi, yakınları gibi hususlar sözde ‘kanıt’ veya ‘görüş’ olarak ileriye sürülür.

Ne yazık ki, ülkemizde çok yaygındır bu tür muhakeme. Kaynağı, duruma göre: cehalet, yüzeysel bilgi, çıkar kaygısı veya ahlak zayıflığıdır. Karşısındakinin görüşünü çürütemeyeceğini anlayan taraf, bu tür muhakemeye cankurtaran simidi gibi sarılır. Neden? Çünkü tartışmada yetersiz kaldığını fark etmiştir, görüşünü savunamayacak durumdadır, dürüst değildir, açık bir yenilgiden kurtulmak istemektedir.

Basında, medyamızda, TV kanallarında yer alan manşetlere, haberlere, yorumlara bir göz atın; tarafların birbirlerine yönelttiği argümanlara bakın, her gün belki onlarca örnek bulacaksınız kişiye yönelik muhakemelere. Özellikle siyasetçilerimiz, kimi gazeteciler, TV programlarındaki tartışmacılar birinciliği kimselere bırakmamaktadır.

  • Bu yanlış ve zararlı davranışın karşısında makul olan tutum ne olmalıdır? Yanıt: Mücadeleyi fikirle yürütmek!…

Atatürk’ün fikir ve görüşlerini topluca sunan Ataname kitabımda okuyoruz ki, Atatürk fikir mücadelesine büyük önem veriyor ve “bir fikre karşı ancak fikirle mücadele edilmesi” gerektiğini savunuyor. Konuyla ilgili görüşlerini aşağıya alıyorum.

– İnsanlar arasında fikir mücadelesi olur. Bu mücadele nasıl olmalıdır? Benim görüşüm şudur ki, bir fikirle, bir düşünce ile kuvvet yoluyla değil, yine fikirle mücadele etmelidir. Fikir akımına karşı fikre dayanmayan kuvvetle karşılık vermek, o akımı yok etmez. Bir insanla konuştuğunuz zaman, onun herhangi bir fikrini kuvvet zoru ile reddederseniz, o kişi ısrar eder. Israr ettikçe, kendi kendini aldatmakta daha ileri gidebilir. Aynı şekilde bir şeyi halka, anlatarak ve onu ikna ederek benimsetmek de en geçerli yoldur. Baskı insanların, yanlış düşüncelerinde direnmelerine yol açar. Kısacası, fikir akımları cebir, şiddet ve kuvvetle yok edilemez; tersine, pekiştirilmiş olur. Buna karşı en etkili çare; sakince tartışmak, fikre fikirle karşılık vermek, fikir akımına karşı fikir akımı oluşturmaktır.

– Bir tartışma sırasında asla bağırmamalı, yüksek sesle konuşmamalıdır. İtiraz ve eleştirileri sinirlenmeden dinlemeli, ölçülü bir sesle yanıt vermelidir. Nadir Nadi’nin yazdığı gibi: O Meclis’te kürsüye çıktığı zaman, gürültüler bir anda kesilir, sözleri dikkatle ve saygıyla dinlenirdi. Asla bağırmaz, yüksek sesle de konuşmazdı. Arada bir itiraz edildiği de olurdu. O, eleştiricileri sinirlenmeden sonuna kadar dinler, aynı ölçülü sesle yanıtlarını verirdi.  

  • İsmet İnönü’nün çok bilinen bir sözü vardır: “Bir ülkede namuslular en az namussuzlar kadar cesur olmazsa, o ülke için kurtuluş yoktur.”

Demek ki, en az karşıtlarımız, ülkemiz için zararlı gördüklerimiz kadar cesur ve etkili olmaya çalışacağız. Onlara karşı, kendimizi çok iyi yetiştirerek, fikirle ve yurtseverce işler yaparak mücadele edeceğiz. Kendi özgün düşüncemizi ve eserimizi ortaya koyacağız. Doğru mücadele yolu budur. Asıl fayda sağlayan, bizi haklı kılacak tepki budur, ülkemiz için verimli olan davranış da budur.

Fransız şair ve düşünür Paul Valéry (1871-1945) demiş ki, “Düşüncenin üstesinden gelemeyen, düşünenin üstesinden gelmeye çalışır.” Böyle bir yolu seçenler küçük insanlardır, onlar fikirle değil, kişilerle uğraşırlar. Bunu yaparken de kişiye yönelik muhakemeye başvururlar. Biz onların değil, Atatürk’ün yolundan gidelim: Fikirlerle uğraşalım, fikir üretelim. Ancak Atatürk daha ileriyi gösteriyor: “yapabilmek başkadır, eleştirmek başkadır. Eleştirmek kolaydır, eleştiririz.” İş yapın, fikirlerinizi uygulamaya koyun, diyor.

Prof. Dr. Cihan DURA

 

Kaynaklar

Cihan Dura, Gerçeği Arayış: İnsanlığın Bitmeyen Savaşı, Galeati Yayıncılık, Ank., 2021, ss.289-292.

Cihan Dura, Ataname, Doğu Kitabevi, İst., 2019, (Diğer Teknikler: 14-16)