TERSİNE DEVRAN

0
677

Konuşmayayım konuşmayayım diyorum, sesim çıkmasın, kulak arkası edeyim diyorum olmuyor. Dilimde tüy bitmiyor, sözcüklerim tükenmiyor! Atı kim alıyor, Üsküdar nerede kalıyor? Mum yatsıda sönmüyor, cemaat hazır olana uyuyor, “ah” desen ağırdan geliyor. Yiğidin sırtında kamçı yer etmiş , enik ile yel yeniyor. Atasını bilmeyen çok geziyor. Ayağına bulaştıkça bulaşıyor, paçalarına sıçrıyor, çamurdan geçilmiyor. At ölmüş ne meydan, yiğit ölmüş ne şan…

Pazara uğradığımız yok ama bize eşek sürmek düşüyor. Çekirge atletizm olimpiyatlarına hazırlanıyor. “Domates, Biber, Patlıcan” kara borsada, şarkı söylüyor. İçi de dışı da beni yakıyor! Kurdu unutkanlık tutmuş, modern tıp çare arıyor!

Şeytanın kulağı kurşundan delik deşik. “Cep delik, cepken delik”. Suyunu çekmiş para, tabağın dibi delik. Yılana sarılmış fare, deliğini unutmuş. Beslenen karga büyümüş… Kırağı çalıyor patlıcan. Şahin av araya dursun. Sivrisinek saz resitalinde. Ayı desen podyumda, köprüde uzun açıklık. Kedi bile anlamış, sakatatçı kasabı. Kürkçü dükkanı satılmış, göller kurumuş, öküz aç kalmış. Çakal plazada! Kümes özelleştirilmiş, horoz ötmez olmuş…

Meyve veren ağaç taşlanmış, her koyun bacağından asılmış. Altta kalanın canı çıkmış. Kış kışlığını, puşt puştluğunu yapmış. Ne devran dönmüş, ne gün gelmiş, ne hesap sorulmuş. Cübbelerde düğme, kefende cep varmış artık!

Yollar ayrılmış, maskeler düşmüş, kan banyoları yapılmış. Tokat atılmış, sövülmüş, aşağılanmış. Aç kalınmış. Çıplak kalınmış. Bitap düşülmüş. Etik dalında fahri doktora “Zürafa Sokak Akedemisi”ne verilmiş. Pazarlama dalında “Yılın Manukyanı” ödülü ise aranıyormuş. İnsanlar artık pek rahatmış, pek özgürmüş, pek aldırışsızmış!

Türküler söylenmez olmuş, göz pınarı kurumuş. Derviş sabretmekten yılmış. Tekkeye eğri odun alınıyormuş. Demir pas, nehir yosun tutmuş. Puşta bel bağlanmış, güneş balçıkla sıvanmış. Biliyormuş da insanlar, biliyormuş da neme lazımmış, ne gerek varmış, ne değişecekmiş?

Geçer akçe geçmez olmuş. Yarası olan gocunurmuş. Kahpe içeriden olunca kapı kilit tutmazmış. Kılıf da hazırmış. Suçlu da! Yavuz hırsız, ev sahibini bastırmış. Ne pire ne yorgan, taş da kaynamaz olmuş ocakta. Hırsız ne diye girermiş bu eve? Yüz bulmuş, ahlak dersi veriyormuş… Alan da veren de razıymış…

Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine. Kulağa küpe takılmaz, akla mıh çakılmaz, dile pelesenk olmazmış öğütler. Bu çağ böyle bir çağmış işte…

Arda ÇELİK