TÜRKÜLERİN ÖYKÜLERİ : 1

0
970

Olay 1945 yılında Burdur’a bağlı Arvallı nahiyesinde geçmiştir.

Bir halk öyküsüdür. Gerçeklere dayanmaktadır.

Öyküleme ve kurgulama yapılmıştır…

DENİZİN DİBİNDE HATÇAM DEMİRDEN EVLER-7

Hatça gündüzleri çocukları da yanına alıyor , diğer hanımlarla sahile iniyor,  denize girip güneşleniyordu.

Bir gün Ahmet ağaçların arasından onları gördü. Tahtaların üzerine uzanmışlardı. Hatça’nın üzerinde mor, çiçekli basmadan bir mayo vardı. Mayodan çok fırtına benzeyen. Uzandığı yerden dönüp dönüp oğlanlarına bakıyordu…

Ahmet le Hasan Hüseyin’ in oradaki son akşamında site sakinleri hep bir oldu, Mangallar yaktılar , etler pişirdiler , yediler , içtiler.

İlerleyen saatlerde Ömer bir gramofon getirdi. Plaklar çaldılar.

Sonra oradakilere

-Ahmet kardeşim çok güzel saz çalıp türkü söyler, dedi.

Herkes Ahmet’i alkışladı. Ahmet utandı. Renkten renge girdi. Ama yine de geçti karşılarına. Oturdu sandalyeye.  Üçte telli curası, bir de kendi dile geldi. Zeybekler, oyun havaları, ağıtlar , en sonunda

DENİZİN DİBİNDE HATÇAM DEMİRDEN EVLER

Türkü’nün orjinal sözleri:

Evlerinin önünde pınarlar harlar

Hatçam çıkmış pencereye ay gibi parlar

Ben hatça’yı yitirdim de dumanalı dağlar

Gözlerimin pınarları durmadan çağlar

Ovalara duman çökmüş göremedin mi

A kız kendi saçını öremedin mi

Alçaklara karlar yağmış yükseklere buz

Gel sarılalım gaçalım ince belli kız

Denizin dibinde hatçam demirden evler

Ak gerdanın altında da çiftedir benler

O kınalı parmaklar da o beyaz eller

Yolcuyu yolundan eyleyen dilber

Dalga dalga dalga dalga dalgalanıyor

Hatçayı görenler sevdalanıyor

Üçünü de beşini de hatçam onuna

Ben de yandım hatça’mın basma donuna

Yüce dağ başına hatçam ekin ekilmez

Yağmur yağmayınca hatçam kökü sökülmez

Ellerin köyünde hatçam kahır çekilmez

Doldur ağıları içelim hatçam

Varman kızlar varman kirli çobana

Çoban evde durmaz gider yabana

Ovalara duman çökmüş göremedin mi

A kız kendi saçını öremedin mi

arvallı dedikleri bir büyük şehir

şehir oldu bana her zaman zehir

çok dediler arkadaşlar yar senin değil

doldur ağıları içelim hatçam

yüce dağ başında hatçam harmanın mı var

harmanı kaldırmaya dermanın mı var

hatçam beni öldürmeye fermanın mı var

doldur ağıları içelim hatçam’ı söyledi…

Ömer türkünün sözlerini duyunca bozuldu. Komşularına şöyle bir baktı. Hatça daha fazla oturtamadı. Tuvalete gitme bahanesiyle yerinden kalktığında ağlıyordu…

Sabah Ahmet atını hazırladı. Curasını azıklarını heybeye yerleştirdi. Hatça’nın; anasına , babasına , Hasan Hüseyin’e aldıklarını yükledi.

Hasan Hüseyin kucağında düştüler yola. At sineklene sineklene yürüyordu.

Hasan Hüseyin

-Ahmet Aga, Gülendam teyze benim ana mı ? Diye sordu. Ahmet şaşırdı. Gece yatarken yanıma geldi. Beni uyuyor sanıp; oğlum, canım oğlum dedi bana. Beni öptü . Saçlarımı okşadı. Ben de uyuyormuş numarası yaptım. Sonra da ağladı…

Ahmet karşılık vermedi.

Hasan Hüseyin.

-Anam ne keleş, dedi. Mustafa Kemal de kardaşım. O da çok keleş. Ama Ömer Emmi çirkin . Ne o !? Sapsarı. Gözleri de göğ. Mustafa Kemal’ın de göğ, Ama o keleş. Ahmet aga sen de keleşsin… Ahmet ağa gene gelir miyiz buraya?

-Geliriz, dedi Ahmet.

Akdeniz in yakıcı güneşi Ahmet ’in ensesine vuruyordu.  At sinekleniyordu yürürken. Ahmet geçmişi düşünüyordu. Hasan Hüseyin gelecek hayalleri kuruyordu…

BİTTİ

RAGIP KURT