TÜRKÜLERİN ÖYKÜLERİ-2

0
971

Olay 1945 yılında Burdur’a bağlı Arvallı nahiyesinde geçmiştir.

Bir halk öyküsüdür. Gerçeklere dayanmaktadır.  

Öyküleme ve kurgulama yapılmıştır…     

DENİZİN DİBİNDE HATÇAM DEMİRDEN EVLER-2

  İş ciddiye bindikçe, bir kaygı sardı Ömer’i.  Daha, ne evlenmeye hazırdı. Ne de Hatça’nın doğru kişi olduğundan emindi. Aralarında büyük kültür farkı vardır. Hatça köylü, sonuçta ilkokulu bitirmiş bir kızdı.  Kendisi yakında öğretmen çıkacaktı. Üstelik de kızın adı “ Hatça”. Hatice bile değil. Bu kaygıları taşırken yüreğinde, kendisi farkında olmasa da Hatça; vazgeçilmeziydi; beyninin de, gönlünün de…

    Bir de; kendileri “kimse bilmiyor aşkımızı “ sansarlarda, çoktan adları çıkmıştı. Aşkları,  ilişkileri herkesin dilindeydi. Köy yerinde; biriyle adı çıkan kıza kimse dönüp bakmazdı. Baksa da ciddi bakmazdı. Artık o kız o oğlana aitti.  O oğlan o kızın lekesiydi.

   Yaz gelip de okullar kapanınca Ömer; Hatça’ ya “ Hoşça kal” bile demeden Arvallı’dan  çekip gitti. Hatça; Ömer’den uzun zaman haber bekledi, mektup bekledi, çıkıp gelmesini bekledi… 

   Artık rahat değildi Hatça. Geceler boyu ağlıyordu.  Pınara gelip giden gençler laf atıyor, penceresine ayna tutuyorlardı.  Geceleri içip içip nara atanlar bile oluyordu…

   Bir gün pınara bir sürü indi dağlardan. Başında ince uzun boylu  yağız bir çoban. Yularından çektiği eşeğinin üzerinde kilimden bozma bir heybe vardı. Koyunları sulanırken, kendi de çeşmenin başında heybeden azığını aldı karnının doyurmaya başladı. Yanında duran köpeğine de atıyordu yetkilerinden. Göğsünde asılı üç telli bir cura,  eski bir kaval, Hatça’nın dikkatini çekti…

   Çoban sık sık koyunlarını, kuzularını pınara getirir oldu.  Diğer gençlerin aksine bir günden bir güne dönüp bakmadı Hatça’nın penceresine…

     Bir gün bahçenin yıkık ağalından koyunlar bahçeye doluştu. O anda Hatça ’da  bahçedeydi. Çoban koştu koyunları çıkarmaya. Hatça’yı görünce 

-Kusura bakma bacım. Dedi.  Dalgınlığıma geldi…

Hatça karşılık vermedi. Gidiyordu. Çoban:

– Baksana bacı, dedi ardından.  

Hatça sert bir sesle

– Ne var? Diye çıkıştı.

– Bu ağıllar bakım istiyor. İsterseniz ben bakımını yaparım, diyecektim. O anda Hatça’nın babası kapıda göründü. Çoban’a

– Bekle Yörük, dedi.  Konuşalım. Ağıl işler gelir mi elinden?…

        Anadolu’da; koyunu, keçisi, devesi  olan göçerlere “Yörük” yada  “Aydınlı“  denirdi. Bu Yörükler köy sandığına, sürü yayım bedeli öderler. Anlaşmaya  göre, köy merasında hayvanlarını güderlerdi. Köylüler onlarla pek içli dışlı olmazlar,  olumsuz da davranmazlardı…

Devam edecek….

Ragıp KURT