KÜLTÜR EMPERYALİZMİ MİLLÎ KÜLTÜRÜ YOK EDER

0
761

KÜLTÜR EMPERYALİZMİ MİLLÎ KÜLTÜRÜ YOK EDER

Fatih’in İstanbul’u aldığı surlardan bu milletin kültürünü fethedeceğim.

Cyrus Hamlin (1811-1900) Robert Kolej’in kurucusu

Bir ülkede ortak olan her şey millî kültürün ögesidir: Ortak tarih, ortak dil, ortak idealler, ortak gelenek ve yaratılar, ortak ahlak!… Bir milletin maddî ve manevi sahip olduğu her şey: dili, fikirleri, bilimi, tekniği, ekonomisi, ahlakı, sanatı, edebiyatı, müziği, gelenekleri, mutfağı, giyimi, günlük yaşamı, yerleşim şekil ve araçları… Bütün bunlar milleti oluşturan insanların doğrudan veya dolaylı eseridir. Milletçe yüzyıllar süren ortak maddi ve manevi yaşam ve çalışmanın ürünleridir.

Kültür emperyalizmi emperyalist bir devletin, kendi kültürünü, hedef aldığı ülkeye yayması, o ülke insanlarına benimsetmesidir. Kısaca, kendi çıkarları için kendi kültür değerlerini dayatmasıdır. Kültür emperyalizmi hedef ülkenin kültürünü millî kültür olmaktan çıkarır.

Şu bir gerçektir ki, her toplum yabancı kültürlerden yararlanır. Dünyada yüzde yüz saf kültür yoktur. Eğer varsa, ilkel kalmış kavimlerin kültürüdür. Başka toplumlardan kültür ithali başlıca iki şekilde olur: Bir, zorla (emperyalizm); iki, toplumun kendi bilinçli isteğiyle… Bu iki durumu iyi ayırt etmek lazım: Birinci şekil, ‘kültür emperyalizmi’ dediğimiz şeydir. Osmanlı tarihinde Tanzimat reformları gibi parlak örnekleri vardır. 1838 Ticaret Antlaşması’nın sonuçları da bu arada zikredilebilir. İkinci şekil, çağdaşlaşmanın gereğidir; Türk Devrimi iyi bir örneğidir. Ancak bu şekil dahi zamanla yozlaşabilir, kültür emperyalizminin yaptığına benzer sonuçlar doğurabilir. Nitekim ülkemizde böyle olmuştur.

Kültür emperyalizminin bizim tarihimizde, başlıca üç şekilde gerçekleştiğini düşünüyorum: Çin, Arap ve Batı etkisiyle… İlkinden Bilge Kağan (683-734) şöyle söz eder: Türk milleti Çin milletine beylik erkek evladını kul kıldı, hanımlık kız evladını cariye kıldı. Türk beyler Türk adını bıraktı. Çin kağanına kendisini tanzim ve tertip edemediğinden, yine tabi olmuş. Türk Oğuz beyleri, milleti işit: Üstte gök basmasa, altta yer delinmese, Türk milleti, ilini, töreni kim bozabilir?… Türk Milleti, kendine gel, aklını başına devşir!” Tarihimizdeki ikinci ‘emperyalizm’ hakkında, ünlü tarihçi Bernard Lewis’in tespitini almakla yetinelim: “Tarihte hiçbir millet kendi öz benliğini İslam ümmeti anlayışı içinde eritmekte, Türkler kadar ileri gitmemiştir.”

* * *

Ülkeye Emperyalizm’in zorlamasıyla giren kültür, salt yabancı çıkarlar yönünde alındığı ve sonuç verdiği için çok zararlıdır. Yabancı güç kendi konumunu devamlı kılabilmek için, avladığı milletin zayıflamasını, bölünmesini, birliğinin bozulmasını ister. Öyle kurumlar dayatır ki, ülkenin sosyal yapısını, eğitim düzenini, fikir dünyasını, hukukunu, ekonomisini, ahlakını hedef alır. Bu kurum ve değerlerin her birinin kendi çıkarlarına uygun şekle girmesini sağlar. Ekonomi kanalından liberal politika dayatma, borçlandırma, yabancı sermaye, özelleştirmeler yoluyla ülkeye girer ve etkisini yayar.

Dışardan kültür transferinin başta gelen olumsuz bir etkisi de düalizme (ikiciliğe) yol açmasıdır. Ülkede zamanla kültürleri farklı, birbirine yabancı iki sınıf veya topluluk oluşur. Açıktır ki, bu farklılık ulusal birliği bozar. Atatürk; Osmanlı’dan kalma ‘halkla aydınlar arasındaki uyum yokluğundan söz ederken, bu ikiliğe dikkatimizi çeker.  Söz konusu uyum yokluğu, ‘ithal’ Arap ve Batı kültürlerinin etkisiyle oluşmuştu.

Yabancı kültürün bir milleti toptan teslim alması, tam bir felaket demektir. Her şey (fikir, eşya, araç) dışardan geldiği için, ülke insanı en doğal haklarından yoksun kalır: Çalışma alanları kısıtlanır, emeğini değerlendiremez, beynini kullanamaz, yeteneklerini işleyemez; bulucu, yaratıcı olamaz. Dinamik olan ülke kültürünün gelişmesine katkıda bulunamaz. Bir değil, bin değil, milyonlarca insan bu duruma, atalete mahkûm edilince, zararın büyüklüğü devasa boyutlara erişir! Netice olarak millî kültür çağa uyum sağlayamaz, işlenmez, yenilenmez; demode olur, dışlanmaya, unutulmaya yüz tutar. Varlığını sürdüremez.

Kültür emperyalizmi en kolay liberal ekonomi rejiminde iş görür. Ulusal kültür liberal ekonomide büyük risk altındadır. Günümüz koşullarında korunması, geliştirilmesi çok zordur. Bu nedenledir ki devletçi ekonomi, ulus-devlet uygulaması koşuldur, vazgeçilmezdir. Tarımı, sanayisi, hizmet sektörleri ile, istihdamı ile ülke sürekli gelişme halinde olmalıdır. Atatürk’ün Türkiye için devletçi ekonomi sistemini gerekli görmesinin bir sebebi de bu olmalıdır. Ne var ki, daha sonra, özellikle Neoliberalizm’in uygulanmaya başlamasıyla ortak kültürümüz çok zararlı etkilere maruz kalmıştır. Oysa ulusal kültürün desteklenmesi büyük bir görevdir, bugün de öyledir. Bu görevin üstesinden ancak devlet gücü gelebilir.

* * *

Toparlarsak, sömürgeci-emperyalist güçler; hedef ülkede yaşam felsefesini, sosyal davranışları, özgürlükleri, ekonomiyi ve çalışma imkânlarını kendi menfaatlerinin gerektirdiği yapı ve boyutlara indirir. Bu etki bireyin de kültürel ilerlemenin de gelişmesini baskı altına alır, önler.

Oysa bireye özgürce düşünme, özgür davranma ve çalışma fırsatı verilirse, yurttaşlar kavuştukları özgür düşünme-hissetme ve çalışma sayesinde kendi kültürlerini geliştirebileceklerdir. Düşüncede, bilim ve teknolojide, sanatta, dilde, âdetlerde, sosyal davranışlarda ‘icatçı’ olacak, yeni değerler yaratacak, mevcut olanları geliştireceklerdir. Millî kültür ancak bu yoldan, yenilenerek varlığını sürdürmeye devam edecektir. Bu da ancak ülke çıkarlarına dayalı, bağımsız bir ekonomik gelişme süreci ile sağlanır.

Ne var ki, kültür emperyalizmi bütün bu verimli ve yaşatıcı yolların önünü keser. Emperyalist ülke kendi ulusal kültürünü rahatça geliştirirken, kültürünü ihraç ettiği ülkenin ulusal kültürünün gelişmesini, ekonomik ve sosyal kalkınmasını önler.

Prof. Dr. Cihan DURA