SÖMÜRGECİLERİN EN GÜÇLÜ SİLÂHI, KUTUPLAŞTIRMA

0
952

     ‘Emperyalizm Bir Ülkeye Bulaştığında…

   Batı emperyalizmi, etkisi altına aldığı ülkelere çeşitli kimliklerle ajan yollamanın yanında, o ülkelerde devşirme güçler de oluşturmaya çalışır. Bu gerçeği dile getiren birçok yazar, aydın vardır, ancak en ilginç yorum Attila İlhan’ın şu yorumudur; ‘Emperyalizm üçüncü ülkelere bulaştı mı, hemen oracıkta, kendi İslâmcılığını, kendi Türkçülüğünü, kendi komünistliğini örgütler’ Çünkü emperyalizmin değişmeyen yöntemi, kutuplaştırarak böl, yönet ve yut anlayışına dayanır. Kutuplaştırılan topluluklar, birkaç yuvarlak söz ya da keskin sloganla oluşturulan kısır tartışmaların girdaplarına sokulurlar. Gruplar diğer gruplarla incir çekirdeğini doldurmayan nedenlerle düşmanlaştıklarının farkına bile varamazlar. Farkına varıp uyandıklarında ise, iş işten geçmiş olur. Çünkü emperyalizm bu sırada almak istediğini alır, ancak asla vazgeçmez ve daha farklı kutuplaştırma malzemeleri üretmeye çalışır.

    Ruanda’da Kara Mizah Kutuplaştırma 

    Saçma sapan ayrıştırmaların belki de en kara mizah örneği Ruanda’da sahnelenmiştir.

    Ruanda, 1860’tan 1.Dünya Savaşı’na kadar Alman sömürgesiydi. Almanya’nın savaşta yenilmesi üzerine Belçika’nın sömürgesi oldu. Belçika, Ruanda’yı daha kolay sömürebilmek için ülkeyi bölmenin zeminini oluşturmak istemiştir. Etnik kutuplaştırma, ülkenin tamamı siyah olduğu için oldukça zordu. Ülkeyi zorla Hıristiyanlaştırdıkları için dini kutuplaştırma da pek mümkün görünmüyordu. Gülünç ama, sonunda şeytanca bir ayrıştırma nedeni buldular.

    Burnu uzun olanlara TUTSİ, burnu kısa ve basık olanlara HUTU dediler. Tutsiler, sayıca azınlıktaydılar. Belçikalılar burnu uzun olanların daha soylu olduklarını söyleyerek, devlet yönetiminde onlara daha çok görev verdiler husumet oluşmaya başladı.    Belçika bu iki grubun çatışması için türlü türlü gerilimler yaratmaya başlamış, yaratılan gerginlik 1960’lara gelindiğinde silâhlı çatışmalara dönüştü.

    Ruanda, 1 Temmuz 1962’de resmen bağımsızlığına kavuşmuştur, ancak Belçika’nın kışkırtmalarıyla çatışmalar 30 yıl kadar sürmüştür. Belçika, Fransa’dan aldığı gelişmiş silâhlarla, 1994’te, çatışmaları yaygın bir soykırıma dönüştürmüştür. 100 günde 800 bin kişi katledilmiştir. Bundan başka, 4 milyon kişinin de kaybolduğu belirtilmiştir.

    Ruanda’da yaratılan kutuplaştırma insana gülünç ve saçma gelebilir. Ancak emperyalizmin etkisi altına aldığı her ülkede yarattığı bütün kutuplaşmaların nedeni, Ruanda’daki kadar olmasa bile saçma ve gülünçtür. Kutuplaştırma, özellikle her toplumun içinde devşirilen işbirlikçi aydınların insanlar arasındaki küçücük farklılıkları büyüten kışkırtıcı yazı, eylem ve söylemleriyle yaratılır. İletişim araçları, keskin sloganların yinelendiği ağız dalaşlarını kitlelere tartışma diye sunarlar. Üzülerek belirtmek zorundayız ki, bu tür kutuplaştırma tuzaklarına Türk halkının bazı kesimleri de düşürülmüştür. Örneğin, 1970’li yıllarda sağ-sol adı verilen, kardeşin kardeşi vurmaktan çekinmediği düşmanlıklar yaratılmıştır. Türk toplumu belki burnu uzun olanlar ya da kısa ve basık olanlar diye kutuplaşmadı, ancak ne yazık ki, saç ya da bıyık şekillerine göre birbirine düşmanlaşan grupların oluştuğunu kabul etmek zorundayız. Yıllar sonra, kutuplaşmaların perde arkasında, resmi ve sivil örgütler içine sızmış yabancı ajan vebazı yerli işbirlikçilerin olduğu anlaşılmıştır, ama işten geçmiş, binlerce Türk yurttaşı ölmüştür. Kışkırtıcı ajanlar o kadar işin içindeydiler ki, güvenlik güçleri hem sağcı hem solcu öldüren silâhlar ele geçirmiştir.

    Türk toplumu sağ-sol kutuplaşmasının anlamsızlığını büyük acılar yaşayarak anlamıştır, ama özellikle 90’lı yıllarda farklı kutuplaştırmalarla karşılaşmıştır. 1990’lı yıllardaki kutuplaştırmaların biri, kadınlarımızın başında patlamış ve başı açık olanlar, kapalı olanlar biçiminde kutuplaşmalar oluşmuştur. Türk halkı, anlı şanlı televizyon programcıları tarafından, her iki taraftan ayarlanan şarlatanların ağız dalaşlarını, tartışma diye izlemek için sabahlara kadar ekranlara tutsak edilmiştir. Kutuplaştırma oyunları bununla da sınırlı kalmamış, Toplum, alevi-sünni ; Türk-Kürt ; lâik-antilâik vs diye kutuplaştırılmaya çalışılmıştır. Tam da bu sıralarda, türban, federasyon, eyalet, özerklik, anadilde eğitim, cemevi gibi kavramların gündeme taşınması da tesadüf değildi elbet. Ve yine üzülerek söylemek zorundayız ki, Türkiye bu kutuplaştırmalardan dolayı acılar yaşamış ve yaşamaya devam etmektedir. Ne tesadüftür ki, Türkiye, yer altı ve yer üstü zenginliklerinin çoğunu, bu saçma gündemlerin tartışıldığı sıralarda yitirmiş, ama sesini duyuramayan bir avuç yurtsever dışında kimsenin ruhu duymamıştır.

    Türkiye’yi yönetenler ya da yönetmeye aday olanlar, bu kutuplaştırmanın, Batı emperyalizminin oyunları olduğunu halka doğru bir şekilde anlatmazlar ve kışkırtıcı iç ve dış odaklara karşı tavır almazlarsa, Türkiye’nin daha büyük acılar yaşayacağı kaçınılmazdır.

Fuat DUYMAZ

Fuat DUYMAZ–Küresel Yalanlar ve Talanlar–Kamer Yayınları 2.Baskı–sf 368