ÇAĞI YAKALAMAYA ÇALIŞIRKEN, ULUSAL KİMLİĞİMİZİ NEDEN KORUMALIYIZ?

0
1091

Atatürk’ün ortaya koyduğu Türk milliyetçiliği; çağı yakalamayı hedeflerken, neden aynı zamanda ulusal kimliği korumayı da şart koşuyor, bunun mantığı ve gerekçesi nedir? Ulusal kimliğimizi nasıl koruyacağız?

Soruları yanıtlamak için önce iki kavramı tanımlamamız gerekiyor.

– Atatürk’e göre Türk Milliyetçiliği “Türk toplumunun kendine özgü karakterini ve bağımsız kimliğini korumaktır. Fakat aynı zamanda ilerleme ve gelişme yolunda bütün çağdaş uluslarla uyum içinde yürümek demektir.”  Milletimize kimliğini kazandıran başlıca bileşenler millî tarihtir, millî kültür ve Türk dilidir. Konu bu üç unsur açısından ele alınabilir. Ancak biz analizimizi sınırlandırıyor ve konuyu yalnızca “millî kültür” açısından inceliyoruz.

Ulusal (millî) kültür nedir? Bir ülkede ortak olan her şey millî kültürün bir ögesidir, bir milletin maddî ve manevi sahip olduğu her şey bu tanıma girer: Dili, fikirleri, bilimi, tekniği, ekonomisi, ahlakı, sanatı, edebiyatı, müziği, gelenekleri, mutfağı, giyimi, günlük yaşamı, yerleşim şekil ve araçları… Bütün bunlar milleti oluşturan insanların ortak eseridir ve birlikte yüzyıllardır süren ortak yaşam ve çalışmanın ürünleridir.

Ulusal kültür, bütün bir tarih boyunca oluşur ve bir toplumu millet yapar. Atatürk millî kültürü “Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinden biri olarak”, hatta temeli olarak görür. Bu demektir ki millî kültür elden giderse millet erimeye, silinip yok olmaya başlar, devlet çökmeye yüz tutar.

* * *

Ve insan!… İnsan kaynağı, insan beyni ve emeği bir toplumun en üstün, en değerli, en verimli kaynağıdır. Diğer tüm kaynakların motorudur. Sermayeden de doğal kaynaklardan da kat kat önemlidir. Hiç israf edilmeden, en yüksek derecede değerlendirilmesi gerekir. Bu da ülkede çalışma imkânlarının herkes için var ve çok çeşitli olmasına bağlıdır. Bir diğer koşul da -Türk milliyetçiliğinin tanımladığı şekilde- millî kimliğin, ulusal kimliğin korunmasıdır.  Bu koruma kimliğin geliştirilmesini de içerir. Kimlik “bir kişiyi o kişi yapan özellikler”dir. Ulusal kimlik, bir milleti -örneğin Türk milletini- Türk milleti yapan özelliklerdir. Korunacak ve geliştirilecek olan bu özelliklerdir.

Biliyoruz ki, Türk Devrimi insanımızın aklını özgürleştirmiş, yaratıcılığını gerçekleştirmesinin önünü açmıştır. Bu, Türk kültürünün en büyük kazancı olmuştur. Türk insanı, özgürleşen aklı ve yetenekleriyle çağdaş yapıtlar ortaya koymaya başlamış, milletimizin kendine özgü özelliklerini işleyerek ulusal kültüre yaşama gücü kazandırmıştır.

Ne var ki, tam da bu noktada gizli bir engel bulunuyor ki her şeyi bozabilir. Atatürk’ün Türk milliyetçiliği anlayışı işte bu engeli hesaba katarak, “ulusal kimliği koruma” koşulunu ileri sürüyor. Tehlike şudur: Çağı yakalama hedefi; daha ileri düzeyde olan yabancı bir kültürden faydalanmayı, birçok çağdaş değerin alınmasını gerektirmektedir. Bu alım (ithal) sürekli, hazıra konma ve hep taklit şeklinde olursa, işte o zaman son derecede sakıncalıdır. Çünkü devamlı bir hazıra konma süreci millî kültüre çok büyük zararlar verecektir. Milletimizi millet yapan özellikler işlenmeyecek, yozlaşacak, aşınıp unutulacak, zamanla yok olacaktır. İşte bu gerekçeyledir ki, milliyetçilik tanımının ikinci kısmında “ulusal kimliği koruma” şartı konularak sakıncanın önü kesilmek istenmiştir.

* * *

Yukarda dedim ki, başka ülkelerden değer ve ürün transferi (ithalatı), sürekli, ‘olduğu gibi’ ve taklit şeklinde olmamalıdır. Neden? Şundan dolayı: Aynen alınma ve taklit durumunda pek çok şey dışardan, hazır gelmiş olacaktır. Çağa uyum sağlama süreci; devamlı bir değer, fikir ve araç ithali şeklini aldığından, insanımızın çalışma alanı daralacak, yeteneklerini muhafaza ve geliştirmenin, dolayısıyla yaratıcılığının, kendini gerçekleştirme güdüsünün önü kesilmiş olacaktır. Oysa çalışmak, çok çalışmak, tüm yetenekleriyle çalışmak lazımdır. Çalışmak; insanın zekâsını, yeteneklerini, bedensel güçlerini ortaya çıkarır, geliştirir; ahlakça olgunlaşma imkânı sağlar. Kadın, erkek, genç, insanlarımıza mutlaka geniş, olabildiğince fazla ve çeşitli çalışma alanları açmak gerekir. Onları kendi kültürlerine yönelerek yaratmada, icat ve keşif yapmakta serbest bırakmalı, büyük imkânlarla teşvik etmelidir.

Eğer Milliyetçiliğin “ulusal kimliği koruma” koşuluna uyulmazsa, toplum bu olağanüstü imkân ve değerlerden yoksun kalacaktır. Ulusal kültür, işlenmezse yozlaşır, güdükleşir, işe yaramaz hale gelir. Toplum büyük verimler ve gönenç imkânlarından yoksun kalır. İnsanlarımızın son derecede önemli olan mevcut ve potansiyel yetenekleri zayıflamaya ve dumura uğramaya başlar. Yeni kuşaklar tembel ve özgüvensiz, idealsiz yetişir. Çünkü çalışamayacaklardır, yaratıcı olmalarının önü kesilmiştir, artık bir gelecekleri yoktur. Bunun sebebi nedir? Değer, fikir ve araç olarak birçok şeyin sürekli olarak yabancı kültürlerden alınmasıdır. İthalat ulusal kültürü soluksuz bırakmamalıdır.

Örnek vereyim: Osmanlı’nın yüzyıllar süren Arap kültürü ithal ve taklitçiliği nedeniyle insanımızın kendi aklını ve yeteneklerini kullanması, özünü gerçekleştirmesi büyük ölçüde engellenmiştir. Bugünkü Türkiye de ne yazık ki, aşağı yukarı aynı durumdadır. Daha da şiddetli olarak bu kez çağdaş uygarlığı temsil eden Batı’nın kültürel saldırısı altındadır. Aksi gibi, ilki de yeniden dirilmiştir. Emperyalizm, ekonomik veya kültürel, Türkiye’yi insanların kafasını ve kolunu çalıştırmasını engelleyerek sömürmektedir.

* * *

Peki, bu tutsaklık ve kısırlığın önüne nasıl geçilebilir?

İnsanlarımız bir kütle halinde, dışardan alınan yeni çağdaş değerlerle veya bunları işleyerek kendi kültürlerine yeni bir şeyler ekleme seferberliği içinde olmalıdır. Yeni bir fikir, yeni buluş veya teknik, ekonomide ses getiren bir başarı, edebiyatta yeni bir çığır… gibi özgün yaratılar ortaya koymalıdır.

Bu zor ve imkânsız değildir, yeter ki kadın ve erkek bütün insanlarımıza küçük yaşlardan itibaren bu bilinç aşılansın, onlara çok çeşitli çalışma alanları açılsın; büyük ulusal ülkü yönünde teşvik görsünler.

Çözüm önemli ölçüde ekonomidedir, ekonomik bağımsızlıktadır.

Prof.Dr.Cihan DURA