TARİHİ MİRASIN BAŞINDA KOPARILAN BÜYÜK FIRTINA:14

0
397

Puduhepa’nın Yurtiçi ve Yurtdışı Gezileri

Puduhepa, Hatti ve memleketi Kizzuvatna’da yalnız, eşiyle veya saray erkânıyla birlikte sayısız kült gezileri yanında yabancı ülkelere de geziler düzenlemişti. Yollar dağlık taşlık, engebeli, arazi ormanlık, bataklık, çamur, çöl, iklim ise ya çok soğuk, ya da sıcaktı. Şakilerin kol gezmesi de cabasıydı. Böyle topraklarda seyahat etmek, hele bir kadın açısından bakıldığında çok meşakkatliydi.

Mısır’a komşu yerlere ve günümüzde Lübnan’da yer alan Amurru’ya gittiği kesindir. Kızların teslimi ve başlıkları sandıklara yerleştirmek üzere o da kaçasıyla Mısır’a gitti mi bilmiyoruz. En çok uğradığı yer tabii ki baba yurdu Kizzuvatna’ydı.

İnsan Benliği, Ekonomik bağımsızlık, Politik ve Sosyolojik Gücün Simgesi Mühürleri

Kadın erkek eşitliğinin ön şartlarından birisi, muhakkak ki ekonomik bağımsızlıktır. Politik irade ve bağımsızlık da aynı prensip esasına göre işler. Bağımsız ve eşit kadın, toplumsal normlar çerçevesinde dilediğini yapar, her istediği yere imzasını atabilir. Uğraştığımız dönemlerde imzanın karşılığı kilden, kıymetli taşlardan veya madenlerden yapılmış mühürlerdir. Bunlardan bilhassa kıymetli madenlerden yapılmış olanları kaybolmuştur, belki de daha eskilerde eritilmişti, ama talihli bir şekilde elimizde hiç olmazsa kil topaçlar üzerinde baskıları vardır.

Toplam 546 adet Hitit kraliçe mühür baskısından tam 288 tanesi, yani yarısı, Puduhepa’ya aittir. Bu bile onun Hitit sarayında ve idare sistemindeki önemini gösterir.

 RESIM 12: Puduhepa’nın bir başka mühür baskısı

İyice yaşlanan Puduhepa, Kocası Öldükten Sonra IV. Tuthaliya Devrinde de Ana Kraliçeliğini Sürdürüyor

Yazıya geçmemiş geleneksel hukuk kuralları gereği Puduhepa’nın ana kraliçelik görevi kocası öldükten sonra üvey oğlu IV. Tuthaliya döneminde de sürdü, ama birçok konuda şartlar artık çok değişmişti, en başta yaşlandı ve yaptığı iş çok zorluydu ve çoğu engel ve güçlük kendi karakterinden, yaşlanmasından ve kulu kölesi yaptığı kocasının eksikliğinden kaynaklanıyordu. Kendinden önceki hemcinslerinin yaptıkları gibi ana kraliçeliğin (Tavananna) sefasını doyasıya sürdüremedi. Hayatı bundan böyle kuru kavga gürültü ve skandallarla geçti. Mücadelelerle dolu yıllar onu da iyice yıprattı.

Elimizdetarafımdan Türkçe ve Almanya yayınlanan çok ayrıntılı bir fal metni var (KUB 22.70) ve neredeyse tüm olup bitenlerin protokolünü tutmuş gibidir. Hattuşa’daki Hitit sarayının nasıl cadı kazanına çevrildiğini görmek isteyenler bu metni zevk ve ibretle okuyacaklardır.

Tuthaliya ve gencecik eşi, her şeye burnunu sokan, onu tıpkı babası gibi bir kukla kral konumuna sokmak isteyen ve anlaşılan yaşlandıkça daha da cadılaşan bu kadınla bir türlü geçinemedi. Tuthaliya’nın genç karısıyla aralarında gene emsali görülmemiş kavga ve çekişmeler başladı. Sarayda akla hayale gelmez dolaplar dönmeye başladı. Saray mensupları ve cariyeler iki kampa bölünmüş, kimisi Puduhepa’nın, kimisi de genç kraliçenin tarafını tutar olmuştu; aslında taraf tutmayanlara yer yoktu. Sarayda her iki tarafın da ajanları her yanda kol geziyor, terör, baskı ve yıldırmacı havası estiriyorlardı; her iki taraf da birbirine karşı amansız bir karalama ve suçlama kampanyası başlatmıştı. Yalancılık ve iftiralar başını almış gidiyordu. Saray içi geçimsizliklerin soruşturulması sırasında verilen ifadelere artık güven duyulmadığından, bunların doğru olup olmadıkları fal vasıtasıyla titizlikle kontrol ediliyordu. Bir yerlerde dediğim gibi entrikalar bir bir kader, hatta lânetmiş gibi saray duvarlarının içine yerleşmişti. Saray, güç ve kadının olduğu her yerde olduğu gibi şimdi artık Hattuşa’da da mayaları ta eskilerde atılmış olan ihtiras vardı ve bu saray duvarları içine sığmayacak kadar büyüktü. Sanki saray bir tiyatro, entrikalar da piyesti, saray mensupları ise oyuncuydular ve rollerini çok iyi yapıyorlardı. Modern zamanlar İngiliz sarayında döndürülen dolaplar bile bu kadar karmaşık değildi.

Tüm bunların ne anlamı olabilirdi ki? Yalancıları çarpacağına inanılan, psikolojik olarak insanların yanlış ifade vermesine engel olan, toplum düzeninin harmonik çalışmasında en önemli unsur kutsal ve güçlü tanrı lânetlerini artık kimse takmıyordu. İnsanları kandırabilmek için uydurma rüyalar bile devreye sokuluyordu. Kraliçe kendi tutumunu haklı gösterebilmek uğruna tutturmuş, „tanrılar bile bana rüyamda o nesneleri falancaya feşmancaya verme diye ikazda bulunurlarken, nasıl olur da siz benden bunun aksini talep edebilirisiniz?“demeye getiriyor ve bir zamanlar tanrıya adamış olduğu kıymetli taş ve madenden yapılmış kült aletlerini Koruyucu Tanrı tapınağının mahzeninde saklamaya devam etmekte ısrar ediyordu. Kadın kılığına sokulan ve zorla annelerine ait kadın elbiseleri giydirilmiş (tebdil kıyafet) prensler, ajan olarak hareme sızdırılıyor, hiç çaktırmadan olup bitenleri öğreniyor ve anında karşı tarafa bildiriyorlardı. Bunlardan birisi Bayan Ammatalla’nın çaylak oğlu Pallili idi ve androjen (androgyn) özellikler taşıdığı anlaşılan bu zavallı çocuk entrikacı kadınların elinde bir piyon gibi kullanılıyordu. Sonraki Grek toplumunda daha açık şekilde karşımıza çıkan androjenlik daha o zamanlar yaygın mıydı, bilmiyorum, ama bu çocuğun iki grup arasındaki amansız cadılar savaşında ajan olarak kullanıldığı kesindir. Tanrılar bile aldatılıyor, onların malı olan eşyaları çalınıyor ve olmadık yerlerde saklanıyor, vaat edilmiş adaklar bir türlü verilmiyor, ayinler ihmal ediliyor, Hititlerin pek iğrendikleri, korktukları ve ölümle cezalandırdıkları kara büyüler yapılıyor, insanlar en kötü biçimde lânetleniyorlardı. Kısacası ortalıklarda tahammül sınırlarını aşan bir gerginlik vardı ve lânet rüzgârları esiyordu.

Başka kurtuluş çaresi yoktu. Ta ki Tuthaliya enerjik ve kararlı bir tutum sergileyerek işe el atana ve çirkin ve edepsiz entrikaların dramatis personae’sini oluşturan kişiler bir bir saraydan atılana kadar. Elli sene sonra çökecek devletin yıkılma nedenlerini arayan tarihçiler burada zengin malzemeyle karşılaşırlar; keza imparatorluğun beyni, idare merkezi sarayın içten çökmüş, kokuşmuş bir havası vardır.

Prof.Dr. Ahmet ÜNAL