18 Temmuz 1956 tarihinde İzmit’te doğdu. İstanbul Teknik Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden mezun oldu. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde yüksek lisans eğitimi aldı. 1995 yılında DYP Kocaeli milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girdi. Necmettin Erbakan başkanlığında kurulan 54. Hükümet döneminde İçişleri Bakanlığı vazifesini yürüttü.
2001 yılında Milliyetçi Hareket Partisi’ne katıldı.2007 yılında TBMM’nin başkanvekilliği görevini üstlendi. MHP genel başkanlığına aday olması ile parti içinde kıyametler kopardı. Etrafında toplanan muhaliflerle, genel merkezin itirazlarına rağmen delegelerden imza toplayıp, partiyi olağanüstü tüzük kurultayına götürdü. Kurultayda MHP tüzüğünün 13. maddesi değiştirildi. Ayrıca genel başkan seçimli kurultayın da 10 Temmuz’da yapılması kararlaştırıldı. Ancak, genel merkezinin itirazı üzerine, mahkeme kararıyla o değişikliklerinin yürütmesi durduruldu. Akabinde de mahkeme19 Haziran 2016’da yapılan olağanüstü tüzük kurultayının iptaline ve kurultayda alınan tüm kararların geçersiz sayılmasına karar verdi. Kararın siyasi olduğu yönünde çok büyük gürültü koptu.
Bunun üzerine 8 Eylül 2016 tarihinde MHP’den tasfiye edildi. MHP’den tasfiye edildikten sonra siyasi kariyerine kendi partisi “İyi Parti” ile devam etti. MHP içinde yaptığı muhalefet ve sonrasında kurduğu İyi Parti ile ülkenin geleceğinden endişeli, umutları tükenmiş ve bir çıkar yol arayan muhaliflere bir umut ışığı oldu. “Kahrolsun istibdat, kahrolsun zulüm, yaşasın hürriyet!” ve benzeri söylemlerle çıkışını sürdürdü. Evet, Meral Akşener’den bahsediyorum.
O Akşener ki; şimdi, muhalefetin ortak noktası “Altılı Masa”nın bir ayağını kırmaya çalışmakla suçlanıyor. Özellikle CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’yla yaşadığı gerginlikler açıkça görülebiliyor. Hatırlanacağı üzere, tam bu gerginliklerin basına yansıdığı bir dönemde Akşener’den “Ekrem İmamoğlu ya da Mansur Yavaş aday gösterilirse hayır demeyeceğiz,” çıkışı gelmişti. Akabinde Kılıçdaroğlu’nun, “Bir parti başka bir partinin içişlerine karışmamalı” yanıtı gecikmemişti. Gerginlik bu safhadayken, mahkemece İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında verilen hapis cezası ve siyasi yasak kararı, ortamı daha da gerdi. Zira Akşener, kararı duyar duymaz hemen yola çıkarak İmamoğlu’na destek için İstanbul’a geldi. Kılıçdaroğlu o sırada yurt dışında olduğu için İmamoğlu’nun yanında yer alamadı. Kulislerde Kılıçdaroğlu’nun yokluğunda Akşener’in İmamoğlu’nun yanında yer alarak bu durumu bir gövde gösterisine dönüştürdüğü, CHP’nin lideriymiş gibi bir görüntü sergilediği, bu nedenle Kılıçdaroğlu’nun Akşener’in bu tavırlarından rahatsız olduğu konuşuldu.
Gelgelelim sular bununla da durulmadı. İmamoğlu, siyasi ve haksız bir karar olarak nitelediği mahkeme kararını protesto için halkı Saraçhane’de toplanmaya çağırdı. Kılıçdaroğlu ise basına yaptığı açıklamada, “Saraçhane çağrısını sosyal medyadan duyduğunu,” ifade etti. Bu açıklama örtülü olarak İmamoğlu ve Akşener’e bir sitem olarak algılandı.
Biraz daha geriye gidersek, “Altılı Masa” hamlesi tüm muhalefet için bir umut olmuş, toplumda heyecan yaratmıştı. Masa etrafında defalarca gerçekleşen toplantılardan sonra tatmin edici bir açıklama, bir uzlaşma kıvılcımı gelmemesi o heyecanın yavaş yavaş sönmesine neden oldu. Bu durum iktidar yanlıları tarafından, “Daha kendi aralarında bile uzlaşamıyorlar, kaldı ki ülke yönetecekler,” söylemlerini de beraberinde getirdi. Tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de yukarıda saydığımız durumlar, bu algının tuzu biberi oldu.
Masada, “Kahrolsun istibdat, kahrolsun zulüm, yaşasın hürriyet!” diyerek masaya yumruğunu vura vura demokrasi çağrısı yapan bir lider var. Masada, 15 milletvekilinin İyi Parti’ye katılmasını sağlayıp onların mecliste grup kurmasına imkân sağlayan demokrasi sevdalısı, cesur bir lider daha var. Hâl böyleyken bu masanın bir ayağı kırılır mı? Kırılırsa hangi ayağı kırılır?
Av. Onur UBAY

























