BİR ÖNDER PORTRESİ

0
748

Onun büyük bir tutkusu vardır. Bu tutkuyu çok genç yaşta edinmiştir, son nefesine kadar da korur. Ülküsü ulusuna, insanlığa hizmet aşkıdır. İnanmıştır ki ne denli büyük görevler alırsa, ulusuna o denli büyük hizmetler edecektir. Bu nedenle kimsenin göze alamadığı görevleri “Ben yaparım” diyerek üstlenecektir.

Çok çalışkan, düzenli ve disiplinli, özgürlüğüne ve bağımsızlığına düşkün, kendini yetiştirme ve ilerleme tutkusuyla dolu bir gençtir. Ona göre “insanca yaşamak isteyen; insan olmak nitelik ve gücünü kendinde görmeli, bu uğurda her özveriye göğüs germelidir.” Tehlike, ömrü boyunca, birinci yoldaşıdır; karşısında, kılı kıpırdamaz.

Düşünmektedir ki, “Tarih onun kuşağından görev beklemektedir. Henüz 29 yaşındadır, arkadaşlarıyla oturduğu masanın umutsuz sessizliğini “Neden görevi ben üstlenmeyeyim?” diyerek yırtar.

Her gün, her yerde gelecekte yapacaklarını düşünür, planlarını yapar. “Bugünün değil, yarının adamıdır.” Ayaklarında çaresizliğin prangaları, ulu girişimin peşinde tek başına yıllarca yürür. Hayattaki her mevkiini, kendi pazısının gücüyle koparıp alır.

Hiçbir zaman kişisel ün peşinde koşmaz. Çekişme ve didişmeleri; hakkını arayan birinin kişisel tutkusundan çok, tasarladığı ulu girişimi gerçekleştirme olanaklarına kavuşma kararlılığından kaynaklanır. Kapalı kapıları bütün gücüyle zorlar. Yıldızının parladığı zaman bile çevre yine duygusuz, yine kayıtsız ve kuşkuludur. O ise uyarma görevini ısrarla sürdürür, ancak kapılar yine açılmaz. Unutulsun diye ücra ve ıssız, gözden düşenlere özgü pasif görevlere yollanır.

Buna rağmen ulu görevin heyecanı ilk günkü kadar tazedir. Çünkü inanmıştır ki “Bir fikre bağlanmak, o fikirde durmak gerekir.” Umut dolu, sanki dev bir ordunun kumandanıymış gibi sağır kapılara yüklenmeyi; “karanlıklar, ahlâksızlıklar, şarlatanlıklar ortasında salt vatan ve gerçek aşkıyla ışık serpmeyi” sürdürür. Oradan oraya bir sonuç almadan koşar; usanmadan anlatır ve uyarır. Tepkiler ise utanç vericidir. O, içinden, kararlılığını tekrarlar: “Bir adım bile geri atmak yoktur!” Yalnızca ideali uğruna, her aracı denemeyi, en sapkınlara akıl ve mantık, en ahlâksızlara erdem dersi vermeyi sürdürür. Büyük İnsan!.. Dâvâsı uğruna, bir İsa gibi daha ne zilletlere, ne işkencelere katlanır.

Ve sonunda!… O çelik irade, aralıksız indirdiği darbelerden, önündeki engeli bir yerden yıkarak bir geçit bulur. Artık “kanatlarını çırparak uçmaya hazırlanan bir kuş gibidir.”

Nihayet… hayalindeki görevin başındadır!

Coşkuyla işine koyulur. Her girişiminde, sonuç alıncaya dek, 24 saat, 48 saat, gerekirse 70 veya daha fazla saat, asla uyku belirtisi göstermeden çalışır. Yanındakileri de çalıştırır! Bu insanüstü irade ve gücün ardındaki giz nedir? Büyük tutkusunun gerektirdiği özveri duygusundan mı? Yoksa, “amacına doğru yürürken, yalnız ufku değil, ufkun ötesini de görme” yeteneğinden mi? Kuşkusuz, bunların her ikisinden!.. Hem duygunun hem aklın bir araya gelip oluşturduğu o görkemli sentezden!..

Ancak bir uyarıcının, bir önderin çileleri biter mi? Ulu görevi gerçekleştirme planının her aşamasında daha ne çetin engellerle boğuşmak zorunda kalacaktır! Görevden alınır, tutuklanmak istenir. Bin bir muhalif akımla çarpışır. Aleyhindeki türlü entrika, dolap ve fesatla uğraşır. Bütün bu bitmez tükenmez zorluklar içinde, onun yine tek bir kaygısı vardır: Görevini eksiksiz yerine getirmek! O gururlu insan; bütün bunlara, hattâ daha da ağırlarına, özverinin son sınırlarını zorlayarak, boyun eğer. Nefsiyle savaşarak, onurundan, gönlünden, sinirlerinden vererek… Hep onun için, hep o büyük tutku için!.. Çelikten bakışı ulu idealinden zerre kaymadan, dosdoğru yürür. Çünkü “Sorun kendisi değildir, hizmettir, gittiği yoldur.” Yüksek muhakeme ve öngörü yeteneğine, parlak başarıları eklendikçe, otoritesi yavaş yavaş kök salmaya başlar.

Ancak yol daha çok uzundur; daha nice başka engellerle doludur. Eleştiriler devam eder. İftiralar, dedikodular, kıskançlıklar ayyuka çıkar. Tuzaklar kurulur. O ise, zerre kadar değişmez: Bütün bu olumsuzlukları -sanki bekliyormuş gibi- gözlerinde yine o çelik parıltılar, kendinden emin, gülümseyerek karşılar. İnanılmaz ölçüde sabırlı ve serinkanlı, davranışlarında dengeli ve hesaplı; heyecandan çok, aklın ölçülerine bağlıdır. Hep inanmıştır ki, bir görev ve sorumluluk adamı teslim olmaz. Damarlarına işlemiş görev duygusundan, akıl, mantık ve sezgiden aldığı güçle, yalnızca ulu görevinin gereklerini düşünerek, telaşsız, dinginlikle karşı konumunu belirler; önlemlerini alır. Olayları ve koşulları doğal karşılar; ancak baş eğmez. Onları yeniden işler ve kurar. Bu karakter özellikleriyle, arkadaşlarına da umut ve yürek pekliği verir.

Çok geçmez; politik düşmanlarının karşısına, yeni zaferlerle dikilir. Ancak saldırılar, engeller yine sürdürülür: Mahkemelere sürüklenmek, vatandaşlık hakkından yoksun bırakılmak istenir, suikastlarla karşı karşıya kalır. Bütün bu aşağılıklara yanıtı yine alçakgönüllü, yine soylu, yine görkemli olacaktır. İçi kan ağlasa da… Hep onun için, o ulu görev için!

Önder kendi yolunu kendi açar, kendi işini kendi görür.

Önce yalnızdır, onlar, yüzler olur, sonra binler, yüzbinler…

Hedefine ulaşır, kesin zaferini ilan eder.

İşte, büyük ülküsünü gerçekleştirmiştir!

Tutkuyla, çalışmakla, akılla, bilgiyle, yiğitlikle, sebatla, sabırla, özveriyle!

Prof. Dr. Cihan DURA