Bir Replik

0
1052

Neresindeyiz geçip giden yılların? “Ah, ne güzel günlerdi…” deyip gülümseyebiliyorsak ne mutlu. Ya diyemiyorsak? Girdabındaysak hâlâ geçmişin?

Bazı yaralar vardır, çabucak kapanır gider. Bazı yaralar vardır, kendi gider izi kalır. Bazı yaralar ise hiç kapanmaz; kanar durur. Günler geçip gider, aylar geçip gider, yıllar geçip gider, o yara hiç gitmez. Şehirler gider, insanlar gider, mevsimler gider, o gitmez! Şanlı bir zaferin göstergesi bayrak gibi dalgalanır durur gönlün burçlarında.

Bu konuya nereden geldim? Geçenlerde bir sanat filmi izledim: “Cici.”

Berkun Oya’nın yazıp yönettiği, oyuncu kadrosunda Yılmaz Erdoğan, Olgun Şimşek, Ayça Bingöl, Nur Sürer, Okan Yalabık, Fatih Artman ve Funda Eryiğit gibi ünlü isimlerin yer aldığı bir dram filmi.

Filmin eleştirilecek yönleri bir hayli fazla bence, fakat bir sinema eleştirmeni olmadığım için o konulara değinmiyorum. Eleştirilerimiz bir izleyici eleştirisinden öteye gidemez çünkü.

Filmden bize kalan ise mükemmel oyuncu performansları ve bu yazıyı kaleme almama sebep olan o replik!

Saliha (Ayça Bingöl) ile Cemil (Olgun Şimşek) birbirine âşık karakterlerimiz… Çocukluk yıllarında, köyde başlayan bu aşk, Saliha’nın köyden şehre taşınması ile küllenmiş gözüküyor.

Küllenen bu aşk, her ne kadar Saliha’nın kırklı yaşlarda köye dönmesi ile alevlenmiş gibi gözükse de Cemil için aslında hiçbir şeyin küllenmediğini, gizlendiği karanlığın ardında büyüdükçe büyüdüğünü, bir replikle anlıyoruz.

Cemil, Saliha ve kardeşleriyle ettiği kahvaltının ardından evden çıkıp giderken, birden bahçe kapısında duruyor ve hızlı adımlarla gelip kendini uğurlamak için kapının önünde bekleyen Saliha’nın karşısına dikiliyor. “Bir kere geldim ben Ankara’ya,” diyor ürkek bir sesle Cemil, “Okuyordun, son sınıftaydın sen, bahardı.”

Saliha meraklı gözlerle izliyor Cemil’i. Cemil devam ediyor: “Bir gün çok efkârlandım. Okulunu da öğrendim. Dedim gideceğim, çıkacağım Saliha’nın karşısına. Üç sefer çıktım yola. İkisinde döndüm gerisingeri.”

Saliha hüzünlü ve titrek bir sesle, “Üçüncüsünde?” diye soruyor. Kısa bir duraksamanın ardından, “Kalabalıktınız,” diye cevap veriyor Cemil o günü tekrar yaşar gibi, “Arkadaşların vardı yanında, böyle süslü süslü kızlar, havalı havalı oğlanlar… Baktım, senin de keyfin yerinde. Birisi sigara uzattı sana, sen de aldın, yaktın. Vay be dedim, Saliha’ya bak, sigara mı içiyor! Ben de yaktım bir sigara. Çöktüm duvarın dibine, baktım sana uzun uzun. İçtik sigaraları, sen atınca ben de söndürdüm. Siz okula döndünüz geri, ben de doğru otogara. İşte o gün bıraktım sigarayı.”

O an gözleri puslanıyor Saliha’nın. Yüzünden kararmış bulutlar geçiyor ağır ağır. Yutkunuyor. Alacağı cevaptan korkar gibi, “Niye?” diye soruyor usulca.

Cemil susuyor bir süre. Sonra, titrek bir sesle cevap veriyor: “O sigaranın üstüne sigara içilmez diye.”

Şimdi, yazımı burada sonlandırıyorum. Neden mi? Bu sözün üstüne, söz olmaz diye…

Av. Onur UBAY