ELEŞTİRMEK KOLAY, YAPMAK ZOR

0
805

Bir ara güzel bir özdeyiş okudum, şöyleydi: “Herkes dünyanın düzene girmesini ister, fakat çabayı başkasından bekler.” Kendime sordum: Bu, neden böyledir? Önce şöyle düşündüm: Doğru bir yanıt vermek için, araştırma yapmak, soru’nun üzerinde kafa yormak, gözlem ve muhakemeler yapmak, en sonra uygulamaya bakmak gerekiyordu. Bu ise bayağı zaman isteyen bir iş. Ancak şanslı çıktım, uzun bir uğraşa girmeme gerek kalmadı. Daha önce okuduğum güzel bir öykücüğü hatırladım, yanıtımı onunla kolayca verebileceğim.

Önce, öykücüğü okuyalım:

Hindistan’da çok ünlü bir ressam varmış. Halk onu “Renklerin Ustası” anlamına gelen Ranga Çeleri olarak tanır, ancak kısaca Ranga Guru dermiş. Onun yetiştirdiği bir ressam olan Raciçi eğitimini sonunda tamamlamış, son resmini yaparak Ranga Guru’ya götürmüş. Ranga Guru ona tablosunu şehrin en kalabalık meydanına götürmesini ve en iyi görüneceği bir yere bırakmasını istemiş. “Resmin yanına da kırmızı bir kalem koyarak halktan beğenmedikleri yerlere çarpı işareti koymalarını rica eden bir not bırak” demiş. Raciçi denileni yapmış. Birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde görmüş ki, tüm resim çarpılar içinde, neredeyse görünmez olmuş!

Hışımla tablosunu alıp Ranga Guru’ ya götürmüş ve durumu üzüntüyle anlatmış. Ranga Guru üzülmemesini ve yeni bir resim yaparak tekrar aynı yere bırakmasını istemiş ve eklemiş: Bu defa yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde yağlıboya ve birkaç fırça koy. Bir kenara da insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir not bırak. Raciçi denileni yapmış.

Birkaç gün sonra yine resme bakmaya gitmiş. Bu kez hayretler içinde görmüş ki tabloya hiç dokunulmamış, fırçalar, boyalar olduğu gibi duruyor, hiç kullanılmamış. Hemen ustasına koşmuş, Ranga Guru çıkarılması gereken dersi şöyle özetlemiş:

– Sevgili Raciçi, insanlara fırsat verildiğinde böyle acımasız eleştiriler yaparlar. İşte gördün, hayatında resim yapmamış insanlar bile gelip senin resmini karaladı. Buna karşılık, yapıcı olmalarını istediğinde, olamadılar. Kulağına küpe olsun: Emeğinin karşılığını, senin ne yaptığın hakkında bilgisi olmayan insanlardan alamazsın. Sakın emeğini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenle tartışma…

Bana gelince, ben öykücükten şu dersleri çıkardım:

İstemek, eleştirmek, kusur bulmak kolay; yapılacak şey sadece ağzını açıp, dilini oynatıp birtakım lafları arka arkaya sıralamaktan ibaret. Hatta bunların doğru, ciddi bir düşünme ve araştırma ürünü olmasına da gerek yok. Oysa “yapmak” çok farklı bir şey: Azim ve cesaretle yerinden kalkacaksın, fikir üretecek ve bu fikri uygulamaya koymak için konuşmalar yapacak, yazılar kaleme alacaksın; bununla kalmayıp gerekli araçları temin ederek insanları bir araya getireceksin, onları ikna edip ortak hedefe doğru yürümelerini sağlayacak, ortaya faydalı bir iş koyacaksın. Bütün bunlar için de yeterli bilgi, duygu ve güç sahibi olacaksın. Ayrıca kendin de tutum ve davranışlarınla insanlara örnek olacaksın. Atatürk ne diyor: Yapabilmek başkadır, eleştirmek başkadır. Eleştirmek kolaydır, eleştiririz.

İnsanlar, bireysel olarak bu eylemsizliklerini bir eksiklik, bir sorun olarak da görmüyorlar. Etrafa bakınıp “herkes böyle, herkes benim gibi” diyerek rahatlıyorlar. Kendilerini “haklı” buluyorlar. Bu da “sürü psikolojisi” oluyor.

Günümüzde işimiz daha da zor: Çabayı başkasından beklememenin gerektirdiği nitelik ve yeteneklere sahip insanlar çok nadiren ortaya çıkıyor. Antony Robbins’in dediği gibi: Hayatta ne yapacağını pek çok insan bilir, fakat bildiğini yapabilen insan pek azdır.

  1. K. Atatürk, işte o nadir insanlardan… Diyor ki: Ben öğrendiğim ve düşündüğüm her iyi şeyi mutlaka uygulamışımdır.                                                                                             Prof. Dr. Cihan DURA