Göğün erdemli mavilerine düşlerini kazıması gerekirken gözyaşının beli bükülen umutsuzluğunda kaybolan çocuklar evrenin denge tutan tuğlalarıdır. Her tuğla kırıldığında düzeni bozulur evrenin. Evren kaybeder dengesini, kâbus başlar; kıtlık başlar, fırtına, boran, çığ, deprem… başlar. Mevsimler şaşırır rotasını, başını dağlara taşlara vura vura yakmaya başlar güneş, kurur nehirler, göller; umutlar kurur ve kıyamet başlar. Yakındır, kopacak kıyamet!
Lanetin çiçekli yalanları ile emzirildiği şu çağda çocuk olmak o kadar zor ki…
Sürekli yalan söylüyor lanet!
Hırsın ve hırsızların çirkin ağızlarından köpüren köpükleri ile boğulan dünyada en büyük savaşı daima çocuklar verir. On beş yaşına değmeden aklar düşer saçlarına çocukların, kırışır alınları, elleri hep umut kırığı… Nabzı atmaz olur oyuncakların.
Bir sokağın köşe başında dereleri ürküten içtenlikte ağlayan çocuklar gördüm, mendil satarken veya dilenirken üşüyen yüreklerindeki hüznün şemsiyesinin yetmediği çocuklar gördüm, bir kereden bir şey olmaz diyerek görmezden gelinen yüzlerce çocuk gördüm, ebeveyn zulmüne maruz kalan bebekler gördüm,… Aklımın almadığı savaşların ortasında yalın yürek kalmış çocuklar gördüm.
Cehaletin pirim yaptığı yirmi birinci yüz yılın ilk çeyreğinde okumak bir paçavra gibi atıldı kenara. Cahil bir toplum düşleyen hükmediciler adım adım ulaştılar hedeflerine; çocuğun başka bir çocuğu vahşice katlettiğini gördüm. Tecavüze uğradığı için gelin olmak zorunda olan ve tecavüzcüsüyle evlendirilen çocuklar gördüm, çocuk gelinlere fetva veren ve hatta onlara hayvanca sarılan yalancı şeyhler gördüm.
Edep, aldı bavulunu gitti bu topraklardan. Daha neler gidecek zamanla göreceksiniz. Topraklarda bereket gidecek, mevsimlerde neşe gidecek, evlerde huzur gidecek, bir kabus gibi çökecek ölüm sokaklara, canlar, cananlar gidecek, yağmurlar gidecek… Evrenin dengesi bozuldu artık. Ellerinizle bozdunuz ve alkış tuttunuz bozanlara…
Yine de her şeye rağmen umut diyorum, yüreğimde eritiyorum kelimeleri, dizelerime döküyorum.
Çocuk
Haydi gül, oyna çocuk…
Siz olacaksınız yarının bahar gülleri
Sakın hazanlarda incinmesin dalınız
Yaprağınız düşmesin ayazlarda
Siz engin mavilerde
Rengârenk uçurtmasınız
Her biriniz karanlık serpilmemiş
Her biriniz kefen gerilmemiş
Ayrı ufuklarda ayrı güneşsiniz
Sınır çizilmemiş…
Haydi gül, oyna çocuk…
Gelecek sizin
Sökeceksiniz karanlığı
Bir görümlük aydınlıktan, zarafetle…
Gözlerinizde asaletin yıldızları coşuyor
Bir mutlu rüzgâr ki sizlerden gelen
ellerinizden, yüreğinizden…
Ruhumu okşuyor…
Siz! Kanatsız melekler
Yarınlar sizin
Yarınlar hepinizin
Haydi gül, oyna çocuk.
Selim Savaş Karakaş

























