BİRİNCİ TÜRK DİL KURULTAYI VE DİL DEVRİMİ

0
700

Çinli Bilge Konfiçyüs’e sormuşlar; Bir milletin bütün yönetimi sana bırakılsaydı ilk önce ne yapardın? Konfiçyüs şöyle yanıtlamış; “İlk önce dilini düzeltirdim. Çünkü dil düzgün olmayınca söylenmesi gereken söylenemez, söylenmesi gereken söylenemeyince yapılmak istenen anlaşılamaz ve yapılamaz, yapılmak istenen yapılmayınca gelenekler ve sanat geriler, gelenekler ve sanat gerileyince adalet yoldan çıkar, adalet yoldan çıkınca da halk çaresizlik içine düşer.”

Konfiçyüs’ün sözleri, toplumsal ilişkilerin dille olan zincirleme bağlantılarıyla ilgili yerinde bir değerlendirmedir.

Atatürk’ün dilin önemiyle ilgili görüşleri ise, Konfiçyüs’ün yorumundan çok daha derindir. Çünkü Atatürk, dilin toplumsal ilişkiler açısından önemini bilmekle birlikte, dilin bir millet ve devlet için olmak ya da olmamak anlamına geldiğinin de bilincindeydi ve bu görüşünü şu tarihi sözlerle dile getirmiştir “Bizim Balkanları terk edişimizin resmi tarihi 1912 Balkan Savaşı yenilgisidir. Ancak biz Balkanları, 100 yıl önce bu bölgelerde dil enstitüleri kurulduğunda fiili olarak kaybetmiştik”

. İşte Atatürk bu bilinçle, 2 Eylül 1930’da yaptığı konuşmada; ‘Ülkesinin yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk Milleti, dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmalıdır’ diyerek Türk Dil Devrimi’nin fitilini ateşlemiştir.

Çünkü Türkçe öyle bir bataklığa saplanmıştı ki, ufak tefek düzenlemelerle kurtarılacak gibi değildi ve bu bataklıktan mutlaka çıkarılması da gerekiyordu.

Örneğin, 1901’de Şemsettin Sami’nin yayınladığı Kâmus-i Türki adlı sözlükteki Türkçe sözcük oranı, ancak %34’tür. Kâmile İmer’in 1931’de yaptığı gazete haber dili incelemesindeyse Türkçe sözcük oranı sadece %35 olmuştur. Yani, Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduktan sonraki 8 yıl da dahil olmak üzere 30 yılda Türkçe sözcük oranı ancak %1 artabilmiştir.

Hiç kimse unutmasın ki, o hale gelmiş bir dil ile bilim üretilemeyeceği gibi, Türk Milleti’nin birliğinin ve devletin varlığının sürdürülmesi de mümkün olamazdı. Dünyada her ne kadar %100 saf bir dil yoksa da, duyarlı toplumlar dillerini yabancı dillerin etkisinden korumuşlardır. Örneğin 18.yüzyıl sonlarında Macarlar, 19. Yüzyılda Almanlar da dil devrimi yapmışlardır. Atatürk, Türk dilinin sorunlarının tartışılacağı 1.Türk Dil Kurultayı’na hazırlanırken olağanüstü bir çalışma içine girmiş, konuyla ilgili çok sayıda kitabı bir bilim adamı titizliğiyle notlar tutarak okumuştur. Öyle ki, göz kapaklarının üzerine ıslak mendiller koyup uykusunu öldürerek iki gün uyumadan kitap okuduğu bilinmektedir.

Atatürk, 26 Eylül–5 Ekim tarihleri arasında Dolmabahçe Sarayı’nda halka açık olarak yapılan 1.Türk Dil Kurultayı’nın 9 gün süren bütün oturumlarına katılmış, konunun uzmanlarıyla görüş alış verişinde bulunmuştur.

Fuat DUYMAZ-Dil Giderse Ne Millet Kalır Ne Millet-Kamer Yayınları 2.Baskı- Sayfa 97, 98, 104

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here