Ben, Adana’nın en uzak ve küçük ilçelerinden Tufanbeyli’de doğdum ve gençliğim, Kara Harp Okulu’na gidene kadar orada geçti. Evimiz, Jandarma Karakolunun hemen karşısındaydı. Ben bu duruma çocuk aklımla çok sevinirdim. Kendimi ve ailemi sürekli güvende olduğunu hisseder, karakoldan uzakta oturan arkadaşlara üzülür, acaba kendilerini güvende hissediyorlar mı? Onlara bir şey olursa jandarma ne kadar sürede müdahale eder diye düşünürdüm.
Kara Harp Okulu’na girdiğim ilk yıldan itibaren, taktik dersi diye bir ders görmeye başladık. Bu derste kendi imkanlarımızın ve düşmanın imkanlarının neler olduğunu öğrenip ona göre savaş planlarının nasıl yapıldığı öğretilirdi.
Bu dersi anlatan komutanımızın şu sözünü hiç unutamam; “ Ordun kadar güçlüsün. “ Şimdi diyeceksiniz ki bunları neden anlatıyorsunuz?
Asker olduğumu bilen, öğrenen herkes şu günlerde yapılan veya yapılacak olan milli silahlar, yönetim değişirse ne olacak, bir güvenlik zafiyeti oluşur mu? Diye soru yöneltiyorlar. Bu hafta bu konuya değinmek istedim.
Bilirsiniz bir toplumun tarihini ve bugününü ordu her zaman etkiler. Ortak toplumsal kimliğin oluşmasında ve geliştirilmesinde önemli bir rolü vardır. Buradaki gerçek; hiçbir millet ordusundan vazgeçmez.
Bir ordunun güçlü olduğu nereden anlaşılır?
Bir ülkenin ölçülebilir askeri gücü, rakiplerine farklı çeşitlerde operasyonları başarıyla uygulayabilme kabiliyetiyle anlaşılır. Bu farklı operasyonları başarıyla uygulayabilmek için etkili silahlara ve teçhizata ve çok iyi yetişmiş askere ihtiyaç vardır.
1974 Kıbrıs harekatı ve öncesini hatırlayalım. 1963 yılında adada çıkan olaylara müdahale etmek ve soydaşlarımızın güvenliğini sağlamak istedik ama elimizde çıkarma gemileri olmadığından müdahale edemedik. Daha sonra kendi çıkarma gemilerimizi yapıp adadaki soydaşlarımızın güvenliğini sağlamak 11 yıl sonrasına yani 1974 yılına denk geldi. Kıbrıs harekatı sonrası başta ABD olmak üzere bir çok ülkeden ambargo yedik. Bu olay bize gösterdi ki kendi silahın olmadan söz sahibi değilsin. Yani kendi göbek bağını kendin keseceksin.
Şimdi yukarıdaki soruma tekrar gelelim şu anda yapılan milli silahlar bir yönetim değişikliğinde yapılmaya devam edecek mi etmeyecek mi? Tarih sayfalarını incelediğimizde başka ülkelerin yapmış olduğu silahlara bağımlı bir orduya sahip ülkenin dünya siyasetinde yeterli söz sahibi olmadığını göreceksiniz. Hiçbir yönetim elinde bir güç olarak duran silahlarından, vatan haini olmadığı müddetçe vazgeçeceğini sanmıyorum. Milli silah üretimi bir parti politikası değil bir politikalar üstü stratejik anlayıştır.
Bu ülke, biz müttefikiz. Siz silah yapmayın, biz size veririz, yalan söylemine artık kanmaz, kanmamalı. Bu konuda halkımızda kendi silahımızı kendimizin üretmesi kanaatindedir ve takipçisidir. Yine bugünlerde polemik konusu olan “Güçlü Ordu, Güçlü Türkiye mi?” Yoksa, “Güçlü Türkiye, Güçlü Ordu“ mu? Söylemine de fazla takılmamak gerekir. Önemli olan bizim zihniyetimiz ve ne yapmak istediğimizdir. Naçizane bende bu söylemi “Büyük Türkiye’nin Güçlü Ordusu “ diyerek nokta koymak istiyorum.
Büyük düşünüp büyük işler yapalım. Kalın sağlıcakla.
MUSTAFA YAŞAR ARSLANHAN
(E) TUĞGENERAL

























