Devlet Nasıl Yönetilmeli?

0
822

Devlet kavramı üzerine birçok tanımlama yapılmıştır. Düşünürler,  Antik Çağdan itibaren devletin ne demek olduğu yada nasıl olması gerektiği ile ilgili çok kafa yormuşlardır.

 Modern Çağın ünlü düşünürü J.J. Rousseau, diğer düşünürlerden farklı olarak, halk egemenliğini ve doğrudan demokrasi anlayışını savunmuş, eşitlik olmadan elde edilen özgürlüğün kabul edilemeyeceğini, devlet hayatında en önemli kavramın eşitlik olduğunu ileri sürmüştür.

TDK’na göre ise Devlet: Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel kişiliğe deniyormuş.     

Devlet nasıl yönetilmeli diye bana sorulsa hiç kuşkusuz, J.J. Rousseau’nun tarif ettiği gibi diyebilirim.  Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk’te,   J.J. Rousseau’dan etkilenmiş ve Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerine, bu düşünü serpiştirmiştir. Ama bir bütün olarak ele aldığımızda devlet, J.J. Rousseau’nun ileri sürdüğü doğrultuda yönetilmeli,  görünümünde ise Orta Çağ düşünürü Farabi’nin ileri sürdüğü tez alınmalıdır görüşündeyim. Farabi, devleti insana benzetmişti.

Kimyasal düzeyden yani atomik ve moleküler düzeyden, hücresel düzeye geçiliyor.  Hücreler dokuları, dokular organları, organlar sistemleri ve sistemlerde, organizmayı oluşturuyorsa, devleti oluşturan dizilim de benzer bir özellik taşıyor.

İnsan oluşumundaki kimyasal düzey, devlet oluşumunda dil ve kültür olarak hücreleri oluşturuyor. Hücreler insanları. İnsanlar dokuları, organları, sistemleri ve sonuç olarak devleti oluşturuyor.

Hücrelerin yapısında her hangi bir bozukluk, dokuyu, organları, sistemleri ve doğal olarak bütün organizmayı yada insan vücudunu rahatsız ediyor. Doktor kapılarında bekleyiş,  kullanılan ilaçlar yada cerrahi müdahale bunun sonucu olarak gerçekleşiyor. Erken teşhis ve erken müdahale bu nedenle çok önemlidir. Asıl olan ise hasta olmadan koruyucu ve önleyici önlem almaktır.

Devletlerde aynı bir insan gibidir.  Koruyucu, önleyici tedbirler alınmazsa hücrelerinde ki bir olumsuzluk, yavaş yavaş devletin bütünlüğünü bozmaya başlar. Türk Milletine yıllardır içirilen acı reçetenin oluşumu aslında budur. İlaçların fayda etmediği yerde acil önlemler ve cerrahi müdahale gerekir.

Eskiden böylesi kaos dönemlerinde cumhurbaşkanı mevcut iktidarı ve muhalefeti bir araya getirir halka yeni bir umut verilirdi. Cerrahi müdahale yapılacaksa yani kalp, beyin, mide ameliyatı yada bacak mı kesilecek, kol mu kırılacak halka anlatılır, acı ilaçlar içirilir, yanında uyku hapını da ihmal etmezlerdi. Uyanmayalım diye.

Şimdi devletin hücrelerinde sorun var. Bunu düzeltebilecek, millete umut satacak, hayal satacak, akil bir adama yada bir kuruma ihtiyaç var ama ortada kimse yok.

IMF’ye her zaman karşı çıkmışızdır. Emperyalizmin maşası olduğu için. Bu millet acı reçetelerini çok içmiştir ancak Türkiye, IMF’nin de üyesidir. IMF’ye üyelik aidatı ödüyoruz. Memleketi, çok ucuza Araplara satmak yerine, IMF ile uzun vadeli kredi anlaşmasına gidilebilir. Çünkü mevcut durum, iç dinamiklerle çözülecek gibi gözükmüyor. IMF, pandemiden dolayı, Türkiye’ye 6,5 milyar dolarlık karşılıksız yardım yaptı. Hiç istemiyorum ama belki akil olarak IMF’nin kapısına gitmek de başka bir çare olabilir. Elbette konunun enine boyuna tartışılması, araştırılması gerek.

Hükümet, IMF’nin kapısına gitmeyeceğini söylemişti. Muhalefet bu konuyu araştırıp hükümetin önüne koyabilir. Hükümeti rahatlatabilir. Sonuçta bu ekonomik tablo, memleketin gerçekten beka sorunu oldu.

Bünyamin AKA