ULUSAL KÜLTÜRÜMÜZÜN YOZLAŞMA SÜRECİ (II)

0
655

Bir toplumun başka toplumlardan kültür ithal etmesi başlıca iki yoldan olur: Biri dış zorlamayla… Diğeri, toplumun kendi bilinçli istek ve girişimiyle… Birinci şekil, ‘kültür emperyalizmi’ dediğimiz şeydir.

1) Emperyalizmin zorlamasıyla giren kültür, salt emperyalist ülkenin çıkarları yönünde gerçekleştiği için çok tehlikeli ve zararlıdır. Emperyalizm ülkedeki işbirlikçilerin de desteğiyle kendine ait öyle değer ve kurumlar dayatır ki, ülkenin ekonomisine, fikir dünyasına, sosyal yapısına, hukukuna, ahlakına nüfuz ederek her birinin, kendi çıkarlarına uygun bir yapıya dönüşmesini sağlar. Eğer gerekli önlemler alınmazsa, ikinci yol, çağdaşlaşma ve kalkınmanın gerektirdiği kültür ithali de aynı sonuçları doğurur.

Yabancı kültürün -şu veya bu yoldan- bir milleti teslim alması, tam bir felaket demektir. Ülkenin tüm dokularına sızan ithal kültür; milletin ve devletin önündeki verimli, geliştirici ve yaşatıcı bütün kanalların önünü keser. Her şey dışardan geldiği, ihtiyaçlar yabancı değerlerle karşılandığı için, ülke insanı en doğal haklarından yoksun kalır: Kendini yetiştiremez, yeteneklerini geliştiremez. Çalışma alanları bulamaz. Kişi beyin gücünü, duygu dünyasını işleyemez, emeğini değerlendiremez.

Osmanlı’yı bir yana bırakalım, bizim Cumhuriyet tarihimiz de bu sızma ve engelleme örnekleriyle doludur: Çiçeği burnunda uçak fabrikalarımıza kilit vurulmuştur, otomobil üretiminin önü kesilmiştir. İnsanımızı yetiştirecek, yaratıcı kılacak köy enstitüleri, halkevleri kapatılmıştır. Zihniyetimiz doğu ve batı kaynaklı yabancı kültürlerin etkisine açık hale getirilmiştir. Ekonomimizin gelişmesi zorlaştırılmıştır. Çalışma alanı bulamadıkları için en nitelikli gençlerimiz yıllardır diğer ülkelere sığınmak zorunda kalmıştır.

2) Atatürk’ün ortaya koyduğu Türk milliyetçiliği; çağı yakalamayı hedefler, fakat aynı zamanda ulusal kimliğin korunmasını ve geliştirilmesini şart koşar. Ne var ki, tehlike de tam burada kendini gösterir, eğer önlem alınmazsa… Şöyle ki, çağı yakalama hedefi; daha ileri düzeyde olan yabancı kültürlerden faydalanmayı, onlardan birçok çağdaş değerin alınmasını gerekli kılar. Buna itiraz yoktur, ancak bir şart vardır. Bu alım (ithalat); gelişigüzel, sürekli, hep hazıra konma ve taklit şeklinde olmamalıdır. Olursa, millî kültüre rakip ve hasım olur. Çünkü sürekli olan bir hazıra konma süreci yüzünden; milletimizi millet yapan nitelikler işlenmeyecek, aşınıp unutulacak, yozlaşacak, zamanla yok olacaktır. İnsan en başta gelen bir kaynaktır,  ne var ki bu kaynak değerlendirilemeyecek, işlenmeyecektir. Zaten Atatürk de bu tehlikeyi önceden gördüğü içindir ki, milliyetçilik tanımının ikinci kısmında “ulusal kimliği koruma” şartını getirerek sakıncanın önünü kesmek istenmiştir. Ancak sonraki yönetimler bu basireti gösterememiştir.

3) Eğer ulusal kültür ikinci plana atılır, yeterince kullanılmaz ve işlenmezse, körelir, yozlaşır, güdükleşir, işe yaramaz hale gelir. İnsanlarımız da aynı açmazla karşı karşıya kalır. Son derecede önemli olan mevcut ve potansiyel yetenekleri, işlenmediği için, zayıflamaya, dumura uğramaya, unutulmaya başlar. Genç kuşaklar tembel, özgüvensiz ve idealsiz yetişir. Çünkü çalışamayacaklardır, yaratıcı olmalarının önü kesilmiştir, bir gelecekleri olmadığını düşünürler. Bunun başta gelen sebebi -yukarda belirttiğim gibi- değer, fikir ve teknik olarak birçok şeyin aşırı ölçülerde yabancı kültürlerden alınmasıdır.

İnsan kaynağı, insan beyni ve emeği bir toplumun en üstün, en değerli, en verimli kaynağıdır. Diğer tüm kaynakların motorudur. Sermaye ve doğal kaynaklardan kat kat önemlidir. Hiç israf edilmeden, en yüksek derecede değerlendirilmesi gerekir. Bu da ülkede çalışma imkânlarının herkes için mevcut, çok sayıda ve çeşitli olmasına, kolayca bulunabilmelerine bağlıdır.

Türk Devrimi insanımızın aklını özgürleştirmiş, yaratıcı olmasının önünü açmıştır. Bu imkân Türk kültürünün en büyük kazancı olmuştur. Türk insanı, özgürleşmiş olan aklı ve yetenekleriyle çağdaş yapıtlar ortaya koymaya başlamış, milletimizin kendine özgü niteliklerini işleyerek ulusal kültüre yaşama gücü kazandırmıştır. Fakat ne yazık ki, Atatürk’ten sonra bu mutlu sürecin önü giderek kesilmiştir.

4) Şimdi kendi kendimize soralım: Bu son derecede tehlikeli süreçten nasıl korunabiliriz? Bu tutsaklığın, bu pasiflik ve kısırlığın önüne nasıl geçebiliriz? Kısacası kültürel yozlaşma sürecini nasıl durdurabiliriz?

İzlenecek yol şudur: Çağdaşlaşmanın ‘hazıra konma’ şeklinde gerçekleşmesini kesinlikle önlemek! Yukarda vurguladığım ‘maddi ve manevi ithalat’ süreci insanımızı işsiz, ulusal kültürümüzü öksüz ve soluksuz bırakmamalıdır. Tam tersine insanlarımız, dışardan alınan yeni çağdaş değerlerle veya bunları olabildiğince işleyerek, kendi kültürlerini canlı tutma, geliştirme, sürekli olarak ona yeni şeyler katma seferberliği içinde bulunmalıdır. Kendi insanımızın eseri olan yeni bir fikir, yeni buluş veya teknik, ekonomide ses getiren bir başarı, sanatta ve edebiyatta yeni bir çığır veya katkı… gibi özgün yaratılar ortaya konmalıdır.

Bu özgür yaratıcılık da ancak Türkiye’nin, ulusal kaynakların harekete geçirildiği kalkınmasının devamlılığı ile olur, tarımsal gelişme ve sanayileşme ile, hizmet sektöründe ilerleme ile olur. İnsanlarımız; bilgi ve yeteneklerini, becerilerini ortaya koyma, kendini alabildiğince gerçekleştirme imkânına ancak bu yoldan kavuşabilirler. Bu süreçte ekonomik gelişme ulusal iş gücüne dayanacak, olabildiğince çok insanımızın beyni, elleri işleyecek, duygularının önü açılacaktır. Bu seferberlik devlet tarafından mutlaka, en etkili yollardan teşvik edilecektir.

Bugün ülkemizde başta TV kanalları olmak üzere kitle iletişim araçları son derecede sorumsuz bir tutum ve davranış içindedir. Ulusal kültürümüzün tahribinde büyük rol oynamaktadırlar. Bu kuruluşlar salt özel girişim oldukları için başıboş bırakılamaz. Sadece kâr amacıyla faaliyette bulunamazlar. Aynı zamanda bir kamu kuruluşu gibi toplumun eğitilmesinden, ulusal kültürün korunması ve geliştirilmesinden de sorumlu tutulmalıdır.

* * *

Türkiye’nin uzun yıllardan beri bir kültür emperyalizminin etkisi altına girmiş olduğu bir gerçektir. Buna karşı ne yapılması gerektiği düşünürken bu bilinçle hareket etmeliyiz. Ekonomisi ve kalkınması ulusal yönlü olmayan bir toplumun kültürü de ulusal olmaktan çıkar. Bu demektir ki, öncelikle ekonomimizi yeniden ulusallaştırmak zorundayız. Kalkınma sürecimize yeniden ulusal bir nitelik kazandırmak baş hedefimiz olmalıdır.

İleri bir toplum olmaya çalışırken, ulusal kültürümüzü çok ihmal ettik, önümüzdeki on yıllar içinde onu tümüyle kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya bulunuyoruz. Dışardan kültür ithali hep hazıra konma ve taklit şeklini alırsa, olacağı elbette budur, tam bir ulusal kültür reddi ve kıyımıdır. Ülkeye sınırsızca, olduğu gibi giren yabancı maddî ve manevî değerler; milletin beynine, el ve ayaklarına vurulmuş bir pranga etkisine yol açmaktadır. Çünkü insanlarımız kendini geliştirme, eser ortaya koyma, iş yapma olanaklarından büyük ölçüde yoksun kalıyor.

Oysa, dışardan alınan değerlere kendimizden, kendi beyin ve el emeğimizle değer katabildiğimiz ölçüde, bu tutsaklık önlenmiş olacak, insanlarımız beyniyle, yüreğiyle, elleriyle iş başında olabileceklerdir. Ulusal kültürümüz yaşatılmaz ve geliştirilmezse, insanlarımız tembelleşir, amaçsız, yaratıcılıktan yoksun kişiliklere dönüşürler. Bu kötü süreçten kurtulmanın tek yolu; yurttaşlarımıza en geniş ölçüde çalışma alanları, yeteneklerini işleme kapıları açmaktır. İzlenecek yol ulusal ekonomiden, kalkınmadan geçiyor. İnsanımız beyni ile, yüreği ile, elleri ile çalışma, fikir üretme, duygu belirtme, iş yapma imkanlarına kavuşturulmalıdır. Bunun yanı sıra başta medya, basın, TV yayınları ile eğitim kurumları olmak üzere bütün kurumların; kültürümüzü unutturacak değil, canlı tutacak, geliştirecek hizmetlerde bulunması sağlanmalıdır.

 

Kaynaklar: CihanDura,https://www.cihandura.com/tr/makale/CAGDASLASMANIN_ULUSAL_KULTUR_BAKIMINDAN_ARZETTIGI_BUYUK_TEHLIKE_VE_BUNDAN_KACINMANIN_YOLU; Fırat Çur, “Kültürel Yozlaşmanın Neden ve Sonuçları ve Alınacak Önlemler”, https://firatcur.wordpress.com/kulturel-yozlasmanin-neden-ve-sonuclari-ve-alinacak-onlemler/