Ebedi ve Edebi Dostluk;

0
814

Aydın olmak karanlıklarla yüzleşmeyi gerektirir. Karanlık ellerin uzattığı üç beş kemiği cebine indiren sanatçı, sanatçı olmaktan çıkar borazancı olur hatta düdük olur. Önüne gelenin öttürdüğü, sesi de ancak etrafındaki boş kalabalığın duyabileceği üç kuruşluk adi bir düdük. Parayı veren düdüğü çalar (!)

Bırakın kalemleri, kitapları; şiirleri, türküleri; yağmuru, bulutu…

Kalem, yorgun yorgun ışıldayan, yanmak için ışığa değil yalana koşan birkaç atıl çağımızda; kitaplar, kurguya göz kırpan çağın zihniyetiyle izdivaç içinde… Fıkralar, köşe yazıları, denemeler rayından çıkmış tren enkazı…

Buluta sığınan yağmur her zaman kovulur yatağından, bölünür hep uykusu. Dünyanın sevgiye, dostluğa, dürüstlüğe tahammülü yok, aşka ihtiyacı yok; yani sonsuza…

Hadi kaç, göç, uç ruhuma ben senim sen benim; edep ve hoşgörü yüreğim.

Huzur uykuyla uyuşukluk arasında İsrafil’in suru uyandırmaz düşleri. Hadi kalk yerinden düşlerin gül kokusu, edebiyatla edebi bir dostluk kurmak özgünlüğün ve özgürlüğün ellerine bağlı. Nerede ezilen ve hakkı yenilen varsa tut ellerinden, nerde zulme uğrayan, aldatılan, kandırılan varsa sesi ol, zalimin karşısında direnmek Hakkın emridir.

Mistik bir aldanışla öne sürülen ve uslarına pranga geçirilen yazarların olmadığı bir dünya daha güzel olacaktır.

Sanatçı, içinde yaşadığı toplumun sorunlarına çözüm bulmak isteyen, toplumla gözyaşı döken, toplumun rüzgârında kaleminin saçlarını tarayabilen ve tarafsızlık vadisinde nadide bir gül olup açabilen demek değil midir?

Ne demişti İmam-ı Azam (Büyük İmam): “Sultanın sofrasına oturan âlimin fetvasına itibar edilmez.”

Ebedi dostluklar, edebi söylevlerle mümkündür; yalanla, riyayla, iftira ile değil…

“-Yüreği yağmur kokan insanları severim.”

insan da kitap gibidir aslında

daha ilk sayfasında baş döndüren yıldızlar

az gitmiş uz gitmiş vedalar

kutuptan ekvatora koşan maceralar,

elleri haylazlığın orta direğinde asılı kalmış düşler,

yedi kat yerin ve evrenin sonsuzluğunda kararsız dilekler,

eklemeli kuşkunun diş ağrısı gibi geçen zamansız yüzü…,,,!

sahte kahramanlar, kırık piyano ve keman

“-derin bir nefes çektim sigaramdan.”

üst düzey kaos, ölüm koşuyor sırtımdan

asparagas tropik vekillerin günümüzde Galileo’yu nasıl yaktıklarını bilmen gerek…

Selim Savaş KARAKAŞ