Eski Anadolu’nun Yetiştirdiği, Dünya Kadını Olmaya Aday Bir Kraliçe
Puduhepa ve Memleketi Lavazantiya Kentinin Yeri Hakkında
Sonu Gelmez Kavga
Her alanda açıkça görüldüğü şekilde Türkiye abartılardan, göbekten atma palavralardan, bilgiçlik taslayanlardan çok şey çekti, çekiyor, sürekli kan kaybediyor ve çok şey yitiriyor. Eğer itidalli ve inandırıcı olacaksak, bir toplum hastalığı haline gelen sahte bilgiçliği ve süper latifleri bir yana bırakmalıyız. Boş nutuk çekecek medyatik ortam çoğaldı diye her önüne gelenin eline mikrofonu alıp televizyonlara, eline kalemi alanın gazetelere ve elektronik araçlara koşması şart değil. Bilmediğin konuda susmak da erdemlilik kadar değerli bir bilgi kaynağıdır.
Niye bu boş laflarla zaman kaybetme, enerji tüketme, beyin kurcalama, dedikoduculuk? Kimin malını kimden kıskanıyorsun? Sakın yanlış anlaşılmasın, hiçbir suretle tarihi mirasımıza sahip çıkmayalım, başkalarının kültür yağmasına bırakalım demiyorum. Bu konuda ne kadar hassas ve “milliyetçi” olduğumu, henüz basılan “Osmanlıdan Günümüze Türkiye’de Oryantalist Güdümlü Eski Çağ Bilimleri Araştırmaları,Tarih Yazımı, Ölü Diller ve Arkeoloji. Perde Arkasında Döndürülen Dolaplar ve Gerçekler”(Ankara 2022) başlıklı geniş kapsamlı ve tam da bu konuları derinlemesine inceleyen kitabımı okuyanlar tüm açıklığıyla görecek, tarihte yapılan hataları okuyunca tüyleri ürperecektir.
Üzerinde durmak ve düzeltmek istediğim husus, sadece sahip çıkarken izlenen yol ve yöntemin sakatlığına, inandırıcı ve ikna edici olamadığına dikkat çekmektir. İnsanın oturup, benden büyük tanrı vardır, diye şöyle bir düşünmesi gerek. Niye benim yazıp çizdiklerime, konuşmalarıma Berlin, Londra, Paris. Tokyo ve Washington’da oturan insanlar kulak vermiyor, ıskalamıyor, okul tarih kitaplarına sokmuyorlar, bana bıyık altından gülüyorlar diye sorması ve bir kurt yeniğinin nerede olduğunu soruşturması lazımdır. Ta öteden beri dillere pelesenk olan, “zaten ecnebiler bizi sevmiyorlar” aksiyomu temelden yanlıştır. Kendini sevdirecek şeyler yapmazsan seni elbette sevmezler. Annen baban, karın, kocan, çocukların, konu komşuların dahil, hiç kimse sevmez.
Bizimkiler de sözüm ona Yunanlıları veya Amerikalıları sevmiyorlar, ama ülkelerinin temizlik ve düzeni, yemekleri, sofraları ve yeşil Dolarına bayılıyorlar. Aşırıya kaçmadan, yakın dönemde çıkar ve kazanç amacı gözetlemeden yaklaşmak gerekir.
Hadi diyelim ki Türkiye veya Adanalılar, Puduhepa’yı evrensel bir değer yapmayı başardılar. Kazançları ne olabilir? Amaçlanan çıkarları iyi kalküle etmek gerekir. Mısır Puduhepa’nın kat katı üstün bir Kleopatra’nın varisi, ama onun sırtından ne kazanıyor?
Puduhepa’nın, Kleopatra’nın ününü geçmesine imkan var mı? Asla! Çarşambalılar, benzer demagojik nutuklara kanarak Amazon heykelini dikmişler, turist bekliyorlar. Kazandıkları ne? Mutlular fiberglastan Karacaoğlan ve Karacakız heykellini dikmişler, yalan yanlış yerlere, Roma harabelerini yıkarak ve taşlarını kullanarak mezarlarını bile yapmışlar ve turist gelecek diye bekliyorlar. Kazançları ne? Sıfır!

RESIM 1: Malatya’dan Elazığ’a giden yol üzerinde arazi
Şimdi fazla uzatmadan objektifimizi 3500 sene öncesine zumluyoruz. Orta Anadolu’dan Malatya’ya doğru, oradan Çukurova ve Suriye içlerine uzanan geniş bir koridordayız. Hattiler, Hititler, Hurriler, Asurlular, Babilliler, Luvilerin kâh sulh içinde, kâh savaşarak yaşadıkları ormanlar, bataklıklar, dağlar, tepeler, ırmaklar, çöller ve steplerle kaplı geniş bir coğrafya var. Burada anlatacağım Puduhepa Hurri ırkından, kocası Hattuşili Hititli, ama onun soyunda da Hurrililik var. Hurriler MÖ 2500’lerden itibaren Doğu Anadolu, Kuzey Suriye’de, Doğu Akdeniz’de, Çukurova’da yaşamış, Kafkasya kökenli bir kavimdir. Aşırı dindar, bilim ve edebiyata düşkündürler. Sami değil, Hint Avrupa değil, Turani de değiller !O yüzden yüzlerine pek bakan, aldıranları yok! Sümerlerden sonra Eski Yakın Doğu’nun en uygar kavmidirler.
Peşinen belirtmek isterim. Biz Doğulular, abartmayı severiz. Halbuki ortada Puduhepa’yla ilgili abartacak hiçbir şey yok. Bakıyorum, beynelmilel düzeyde Eski Çağ kadın araştırmalarında, feminist hareketlerde Puduhepa’nın hiç adı geçmiyor. Ne kitaplarda ne ansiklopedilerde ne de etkinliklerde adı geçiyor. Kadının sahip çıkanı yok. Öyle ya ne peygamber karısı, ne Hint Avrupalı ne Hıristiyan azizi, ne de Tevrat’la ilişkisi var, ne de Müslüman!
Prof. Dr. Ahmet ÜNAL

























